"Sözün kısası hepsi iyi insanlardı. Onları kötü yapan bazı şeylere ihtiyaç duymasıydı. İşte o zaman anlamaya başladım. Kötülüğü yaratan yoksulluktu. Günün birinde bize ekşimiş fasulye verdiler. Birisi bağırıp çağırmaya başladı ama hiç kimse tınmadı bile. Herif avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Şerif gelip şöyle bir baktı, sonra çekip gitti. Sonra başka biri bağırmaya başladı.Ve dostum hepimiz bağırmaya başladık. Hapishane patlayacak gibiydi. Tanrım! İşte o zaman bir şey oldu. Hepsi koşa koşa gelip bize yiyecek ve başka eşyalar dağıttılar. Verdiler! Anlıyor musun? "
Sundurmaların altında, ıslak samanların üstünde birbirlerine sarılmış yatan açlık ve korku, öfke doğuruyordu.
Sonra çocuklar dilenmek için değil, hırsızlık yapmak için sokaklara döküldüler; erkekler bitkin bir halde hırsızlığa çıktılar.
Yeni şerifler yemin ederek göreve başladı; yeni tüfek siparişleri verildi. Evlerde yaşayan rahat insanlar, başlangıçta acıyorlardı ama sonra huzursuzlanmaya, daha sonra da göçmenlerden nefret etmeye başladılar.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.
Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi...