Misal bir ayağı Bağdat'ta öteki Urla'da olanlar var. Dünyayı tek ayak üzerinde karıştırırlar, fakat çok pişkindirler. Gezin,tozun efendim:) fakat devekuşu gibi olmayın lütfen. Sizde görünüyorsunuz. Ne demiş atalar; iğneyi kendinize, çuvaldızı başkasına batırın. Etik lütfen!
Kayıp Silüetler Müzesi
Zihnin en puslu, geçmişe dönük o ince sızının kalbi yokladığı anlarda, görünmez bir sokağın köşesinde sessizce beliren bir bina vardır. Ne bir haritada yeri bulunur ne de kapısında bir tabela asılıdır. Sadece "Başka bir yol seçseydim, bugün kim olurdum?" sorusunun ağırlığını taşıyanların görebildiği bu yer, Kayıp Silüetler Müzesi'dir.
Müzenin ağır, oymalı ahşap kapılarından içeri adım attığınızda sizi soğuk mermer zeminler ve loş bir aydınlatma karşılar. Bu müzenin devasa duvarlarında asılı duran çerçevelerin içinde yağlı boya tablolar ya da eski fotoğraflar yoktur. Her bir çerçeve, yaşanmamış hayatlarınızın, saptığınız o yol ayrımlarında geride bıraktığınız "diğer sizlerin" nefes aldığı canlı birer penceredir.
Canlı Tuvallerin Sergisi
Sessiz koridorda yankılanan kendi ayak sesleriniz eşliğinde yürürken, çerçevelerin içindeki o kusursuz gibi görünen ihtimalleri izlemeye başlarsınız:
•Güvenli Liman Tablosu: Bir çerçevenin içinde, o büyük riski almaktan korkup en tanıdık, en güvenli yolda kalmayı seçmiş haliniz durur. Hayatı son derece sakin, fırtınasız ve düzenlidir. Yüzünde hiçbir yorgunluk izi yoktur ama gözlerinin ardında, keşfedilmemiş okyanuslara duyulan o derin, isimsiz açlık gizlidir.
•Söylenmemiş Kelimeler Tablosu: Başka bir tuvalde, gururunuzu ya da korkularınızı yenip o kritik anda tam da kalbinizden geçenleri haykırdığınız versiyonunuz yaşar. O anın getirdiği yıkım ve yeniden inşanın coşkusuyla çok daha farklı yerlere savrulmuştur. Canlıdır, atılgandır ama bugünkü dingin, kendi içinde susarak bulduğu o ağırbaşlı huzurdan tamamen yoksundur.
•Vazgeçilen Düşler Tablosu: Daha ilerideki bir çerçevede, rasyonel dünyayı elinin tersiyle itip sadece çocukluk hayalinin peşinden, sonu belirsiz bir maceraya atılan haliniz
Mal mülk, şan şöhret, dış görünüş, güzelik, soylu soplu vs vs gibi şeyler hepsi geçiçidir, ama takvâ, haya, ahlak sabahibi olması onu üzmek yerine alır başına taç yapar çünkü Nebi salallahu aleyhi ve selam'in ayak izlerini silmez bilhassa takip eder.
Bir Adam Ömer'e (r.a) sorar:
Ya Ömer (r.a) Kizımı isteyen çok
kime vereyim?
Ömer (r.a) Şöyle der: ALLAH'tan
korkana ver. Anlaşabilirlerse
çok iyi geçinirler. Anlaşamazlarsa
da ALLAK'tan korktuğu için kızına
asla zulmetmez
@tevhid_yolcusuuu
Hayatımızın kangreni yalnızlaşma ve bireyselleşme. Liberal hayat anlayışı bireysel özgürlüğü ve kişi haklarını her şeyden üstün görerek hem toplumsal değerleri hem de devlet baskısını kırmış insana mutlak anlmada bireycilik kazandırmıştır. İnsanı toplumdan kopararak yalnızlığa sürüklemiş, toplumsal değerleri ve kültürleri ise tektipleştirmiştir. İnsanlar artık kendi aidiyetlerini tanıyamaz ve kendine özgü ve özgün bir hayat bilemez hale getirmiştir. İnsanlar gittikçe yalnizlaşmaya ve bireyselleşmeye başlamış ve kendi benliğinden uzaklaşarak çoklu benlikler ve kişilikler kazanmaya mecbur bırakılmıştır. Çünkü modern hayatın getirdiği ya ayak uydur ya da terk et anlayışı insani aidiyetlerinden uzaklaştırmıştır. Liberteryenizm'in doğuşuyla liberalizmin modern versiyonunu yaratmıştır.
Ve modern liberal hayat anlayışı insani kendi öz kimliklerinden çok uzaklaştırmış insanlara farkli benlikler yüklemiştir. Ve bu insanı yalnızlığa mahkum etmistir...
Fatih ZEYREK
Makbule Aras şöyle çevirmiş;
...seni öperken asılacağın urganı da kafalarında örmeye başlayan insanların ayak sesleriyle doludur bu dünya...
Şimdi gidip Furuğ'un bütün şiirlerini Hasim Hüsrevşahi çevirisinden tekrar okuyacağız. El'mecbur.
Zehra Selimoğlu
@zehraselimoglu
·
(...) ve bu dünya; öyle insanların adım sesleriyle doludur ki, seni öpüyorken kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar...