Çok güzel oynardı Dimitri, seyredenleri hayran bırakırdı kendine. Halay, zeybek, karşılama, çiftetelli... Kaşık havasını onun kadar iyi oynayan ikinci bir kişi yoktu Keskin’de. Zarif ve ölçülü ayak hareketleriyle, ellerini kollarını usulünce kaldırıp indirerek, müziğin ritmiyle bütünleşmiş yakışıklı bedeniyle gerçek bir seyir ziyafeti çekerdi izleyenlerine. Karşısına geçip ona eşlik etmek yürek isterdi. Ama o, oturdukları sandalyeye yapışıp kalmış misafirlerini ellerinden tutup kaldırarak oyuna ve coşkuya katılmalarını sağlamayı da ihmal etmezdi.
Doğan Kitap·Kitabı okuyor
Hıza yetişme zorunluluğu...
Her şeyin akışkan olduğu bir dünyada durmak, geride kalıp yok olmak demektir. İnsan ilişkileri ve bağlar bu hıza ayak uydurmak adına sığlaştıkça geriye kalabalıklar içinde yönünü kaybetmiş yabancılar kalıyor.
İnsan ve Duygular
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Martılar da uçarken İyi bilirler denizin dibini Peygamberler de Birer deniz avcısı değil miydi Kudüs'te Hazırlandı kaya Yerden yükselmeye bir parça Ata binen süvariye İlk dayanak ve ilk adak Şehit gidişine kasaba taşlarının katılışı İsa da gelmişti Arkasında bir fosfor çizgisi Musa da gelmişti Mermer levhalar dikilmişti İbrahim de gelmişti Çevresi ateş bir çemberdi Zeytindi sağı Kudüs'ün Solu volkandı Yusuf da gelmişti Sağ yanında Bünyamin'di Süleyman da gelmişti Gelişini kadim bir karınca bildirmişti Davud da gelmişti Yankılanmıştı Gür bir demir sesiyle Mescid-i Aksa'da Ayak sesi Eyyub da gelmişti Kudüs iyileşmişti
Şiir
Bakır mangallarda Lokantalarda Kızaran vakti anlat Bir ulu cami avlusunda Gölgesinde güneş saatinin serinlediği Öğle sıcağında Topluluk namazını bekleyen Bir arı oğulu gibi vızıldayan Savaş anılarıyla Yaz bahçesine yol alan evin eşeği gibi Çocuklarla çevrili İçindekini şimdiden büzmeye başlayan Bir tabutun vaktini anlat Tabut değil bir kabile çadırıdır belki Kum getirin özgür çöller kumunu Pekiştirmek için direnişini Baş yanında duran bir şahin Göğe açık duruşuyla deyimlesin Elma kızarma saatinin Av çağrısını Bir heybe asın ayak ucuna Bu da boşluğuyla karınca çığlığıyla Anlatsın bize Uzak ülkelere doğrulmuş O yolculuk çarpılışını
Şiir
Bir yitirip bir buldu Şems'i Şems bir bengisuydu O'na Mevlana Şam' da Muhyiddin'le konuştu Ona Şems'i sordu Muhyiddin kabrini açarak Sabır kitabından bir yaprak çevirerek Şems'in kendisini gösterdi Sonra yorgun bir Şam öğlesinde Sıcakta çekirgeler kavrulurken Çömeldi bir su kıyısında Hızıı'ı gördü alı yeşili gördü suda Şems'i gördü ve buldu kendini Şam çarşılarında Şems alındı Mevlana' dan Kendisine Mesnevi verildi Gökten bir kartal geçse Ve yere düşse gölgesi Bu acaba Şems'in mi gölgesi Yerin altından gelirse Bir su şırıltısı sesi Bu ses Şems' in mi sesi Çöllerde kumda varsa Kızgın bir ayak izi Bu iz Şems'in mi izi
Şiir
Keçiler koyunlar ve sığırlar Kuşaktan kuşağa iletecekleri bilgileri Gündüzleri dağda toplayacaklar Evlerde durmamacasına yazacaklardır geceleri Bunlar kır papirüsleri Bir şiirin ipek sayfalarıdır Su düşmeyen bir koğuğa saklarlar onu Sonra güneş açınca O sayfa ağızlarında Tekrar çıkarlar çayırlara Benim rengimi Hızır rengini boyamaya Baş başa vermiş birbirine iyice yaklaşmış koyunlar görürsün Sayfalarını kalb sesleriyle karşılaştıranlardır onlar Her biri kendi sayfasını öbürüne okumaktadır Unutmamak için bilgilerini Arasıra kendilerine tekrarlamaktadır Çocuk tam sürü kalkarken Güneşin koğaladığı bir yolda koşarak Kendi küçük sürüsünü büyük sürüye katacaktır İşte o vakit kurtulmuştur ağırlığından evin Korkuyla utançla umutla yüklü sis dağılmıştır Kendi kendine konuşmanın yemişi Çocuğu şehre döndürecektir Daha üstün daha büyümüş ve daha yeni Bir de vardır dağdan sürüyle inip Çocuğu bir mevsim gibi çağıracak Kara üzümün kurusundan yükselen Çobanın aynk tozunda gün kaydıran Koyundan keçiden inekten Ve köpekten
Sayfa 212·Kitabı okuyor
Şiir