Kendi ölümümle beni en çok uzlaştıran şey bir düşünce, senin ve benim kemiklerimin birlikte gömülüp dağıldığı, çırılçıplak kaldığı bir yer düşüncesi. Kemiklerimizin ortalığa saçılmış darmadağın yattıkları bir yer. Kaburga kemiklerinden biri kafatasıma dayalı. Sol el kemiklerimden biri kalça kemiğinin içine girmiş. (Kırık kaburga kemiklerimin üstünde göğsün bir çiçek gibi.) Ayak kemiklerimiz, yüzlercesi darmadağın. İç içeliğimizi böyle imgeleyişimin, yalnızca kalsiyum fosfattan oluşsa da, huzur verici olması garip. Ama öyle. Seninle olduktan sonra, kalsiyum fosfat bile olmanın yeteceği bir yer düşünüyorum.
Meyve bahçelerinin kenarlarına kadar taşan suyun kıyısına indiğinde Aksinya’yı gördü. Ona öyle geldi ki, Aksinya su çekerken özellikle eğleniyor, kovalarını ağır ağır dolduruyor, Gregor’un inmesini bekliyordu sanki. Ama Gregor adımlarını sıklaştırdı ve Aksinya’nın yanına gelince gözlerinin önünden gümüş renkli anılar uçarak geçti.
Ayak seslerini duyan Aksinya başını çevirdi ve yüzünde bir şaşkınlık –yapmacık bir şaşkınlık– ifadesi belirdi.