(AURA- Ogryzek eşliğinde okumanızı öneririm.)
"Bu sen değilsin!!" diye bağırdı arkamdan.
Olduğum yerde durdum. Yavaşça ona doğru dönerken konuşmaya devam etti.
"Sen Octavia değilsin, Octavia asla böyle bir şey yapmazdı." dediğinde yüzüm artık tamamen ona dönüktü.
"Ne yapmazdı?" dedim soğuk bir sesle. Sorum onu afallatmış olacak ki duraksadı.
"Ailesine sırtını asla dönmezdi," dedi. Gözlerinde tereddüt vardı.
Son dediğine karşılık dudaklarımdan istemsiz bir kahkaha yükseldi. Ardından aramızdaki mesafeyi aşarak ona doğru yaklaştım. Ona o kadar yakındım ki soluk alıp verirken çıkardığımız buharlar birbirine karışıyordu. Tof'un bana öğrettiği keskin bakış ve acımasız ses tonuyla, "Octavia; onu satmayan, onu seven ailesine sırtını dönmezdi," kelimeleri vurgulayarak söylemiştim. Beni pişman etmeye çalışıyordu ama bunun artık işe yaramayacağından haberi yoktu. Kendi silahını ona doğrultma sırası bendeydi.
Konuşmama kaldığım yerden devam ettim. Bu sefer sesim daha yumuşaktı. "Biliyor musun? Düşünüyorum da biz bu aile işini çok abartmışız. Oysa kan bağı olmasa da aile olunabilir diye düşünmüştüm; sen de öyle demiştin, hatırlıyor musun?"
Sorumu cevaplamadan gözlerimin içine baktığını fark edince devam ettim: "Evet, tabii ki de hatırlıyorsun. Söylediğin pek çok yalandan bir tanesi..."
"Ben sana asla yalan söylemedim!" lafının üzerine burnumdan güldüm.
"Sence de bir sahtekar için çok fazla 'asla' demedin mi? Yoksa yine beni, yani Octavia'yı mı kandırmaya çalışıyorsun?"
"Ben... Ben özür dilerim... Böyle olmasını istememiştim..." Sesi artık kulağıma daha acınası geliyordu.
Sıkılmaya başlıyordum; onun sesini duymayı hiç özlememiştim.