daşdibek

Ahmet Haşim, milliyet prensiplerine inanır bir adam da değildi. O, her şeyden önce, bir insandı ve insanlığı severdi ve muhtelif insan tiplerini, muhtelif iklim hususiyetlerini onun kadar kuvvetle anlayan, tadan kimselere nadir tesadüf ettim. Zevkindeki keskinlik ve kafasındaki eklektisme [seçmecilik] ,onu, böyle bir üniversalismeye atmıştı. Üniversalisme diyorum, internasionalisme veya kozmopolitisme değil. Çünkü, internasionalisme'de bir dogma kokusu ve kozmopolitisme'de bir bayağılık vardır. Haşim ise, kadün İskenderiye Mektebi'nden yetişmiş kadar sofist idi ve ruhunun o kadar orijinal bir hususiyeti vardı ki, onu, her muhite uyan karaktersiz insanlar arasına katmak kimsenin hatırından geçemez. Bu itibariyle Ahmet Haşim, kozmopolitliğin en mühim merkezlerinden biri olan Beyoğlu'nun amansız bir düşmanı idi. Harp sonlarının meydana attığı doktrinlerden en çok anlamadığı doktrin ise Marx'ın internasonalismesi idi. Güya kendisi dünyanın en büyük bir ütopisti değilmiş gibi, marksizmeyi ahmakça bir ütopi telakki ediyor ve oradan gelen her hareketi adeta insiyaki [his ve sevk-i tabii ile gerçekleşen] bir surette itiyordu. Daha doğrusu, o, ilim ve sistem halini alan her şeyden müteneffirdi [nefret eden, iğrenen]. Onun Allah'ı, bu kainatı kaprisli ve rantezili bir anında, öyle rasgele yaratıvermişti. Onun için, bu tesadüfi eserde muayyen bir mana aramak, birtakım kanuniyeller keşfine çıkmak ve yahut da sadece hakikat denilen bir şeyin peşinden koşmak derin bir budalalıktır. Zaten ilimde her düsturun esası bir faraziyye değil midir Müspet, maddi denilen deliller, hadiseler hep bu faraziyyenin ispatı için kullanılan birtakım pasif ve şahsiyetsiz unsurlardan başka nedir? Alim, bunları toplar; bunlara kendi faraziyyesine göre istediği şekilleri, mahiyetleri
İletişim Yayınları, 1. Baskı 2000, İstanbul.·Kitabı okudu
Reklam
Sevgili ölü; mümkün olsaydı da, mezarına gittiğin gün, tabutundan başını kaldırıp arkana baksaydın, milli ve resmi şereflerin hep bir arada, peşinden nasıl boş ve nafile yere sürüklenip gittiğini görecektin. Fakat, bütün bu kalabalık, bir yaz gününün sonunda "ağır ağır" çıktığın "merdivenlerde" eteklerini dolduran "güneş rengi bir yığın yaparak"tan ne daha güzel, ne daha manalı idi.
Sayfa 28 - İletişim Yayınları, 1. Baskı 2000, İstanbul.·Kitabı okudu
"Kırkını geçmiş bir adamın beyaz saçlarıyla, mektepten henüz çıkmış bir genç gibi hayatını tanzim edememiş bir vaziyette kalışından daha hazin bir şey tasavvur edemiyorum. Bütün nesiller, yanımdan kahkahalar ve şarkılada geçip gidiyor ve ben dünyanın nimetlerine hâlâ bir dilenci gözleriyle kenardan bakıp durmaktayım."
Sayfa 25 - İletişim Yayınları, 1. Baskı 2000, İstanbul. (Hayatının son 5-6 yılında Haşim'den Yakup Kadri'ye gönderilen mektuptan bir kısım)·Kitabı okudu
Ahmet Haşim'i, geride kalan insanlar, bir yıldan beri birtakım düsturlar içine almaya, birtakım edebi ve ilmi ölçülerle tarif ve tayine çalışıyorlar. Ne beyhude emek Bilmiyorum, psikologiyacının sondası instinkt denilen ruh mıntıkasına kadar varmış mıdır? Eğer varmamışsa, Ahmet Haşim'i bize hiç kimse, hiçbir ölçü öyle tayine kadir değildir. Zira, Haşim, tepeden tırnağa bir instenkt'ti ve zekası ve muhayyelesi ve bütün insanlık melekleri hep bunun hizmetinde, bunun emrinde idi. Haşim sembolist; Haşim parnasien; Haşim malarmeen . . . Yok canım; Haşim şair bile değildi. Bence, tabiatte, hayatta ne kadar şiir unsuru varsa Haşim'de de o kadar şairlik vardı. Fakat, bu unsur, hayat ve tabiatte öbür unsurlardan ne kadar daha çok değilse, Haşim'de de şairlik vasfı öbür vasıflarından o kadar daha çok değildi. Ahmet Haşim, şiiri, iyi yemeği, güzel kadını, rahat kundurayı, meraklı dedikoduları, bir yaz gününde bir uysal arkadaşla deniz kıyılarında dalaşmayı sevdiği kadar severdi. Hele, şiir yapmak hünerinde muayyen bir meslek ve mektep sahibi olmuş olduğuna hiç ihtimal veremiyorum. Ahmet Haşim için fikirler ve nazariyetler bir dimağ eğlencesinden, bir zeka oyunundan ibaretti. O, bunlarla, bir kuklacının bebekleriyle oynayışı gibi oynardı. Hiçbirinin ehemmiyetine, ciddiyetine, doğruluğuna, canlılığına itimat beslemezdi. Bunda da hayatın eşi idi. Hep tezatlar, tenakuzlar [çelişme, karşıtlık], doğrular ve yalanlarla dolu idi. Ahmet Haşim'le, İzmir'de bütün bir yıl geceli-gündüzlü bir arada yaşadık. Bu müddet içinde bir defa ne bir tek mısra yazdığım, ne bir tek şiir okuduğunu gördüm. Bu, tanıştığımın ilk aylarında ve samimi dost oluşumuzun hemen başlangıcında idi. Ona, göz ucuyla bakardım da "şiiri kamer"i, "O Belde"yi yazan adam, sahiden, bu adam mıdır derdim?
12/13/14 İletişim Yayınları, 1. Baskı 2000, İstanbul·Kitabı okudu