Ahmet Haşim'i, geride kalan insanlar, bir yıldan beri birtakım düsturlar içine almaya, birtakım edebi ve ilmi ölçülerle tarif ve tayine çalışıyorlar. Ne beyhude emek Bilmiyorum, psikologiyacının sondası instinkt denilen ruh mıntıkasına kadar varmış mıdır? Eğer varmamışsa, Ahmet Haşim'i bize hiç kimse, hiçbir ölçü öyle tayine kadir değildir. Zira, Haşim, tepeden tırnağa bir instenkt'ti ve zekası ve muhayyelesi ve bütün insanlık melekleri hep bunun hizmetinde, bunun emrinde idi.
Haşim sembolist; Haşim parnasien; Haşim malarmeen . . . Yok canım; Haşim şair bile değildi. Bence, tabiatte, hayatta ne kadar şiir unsuru varsa Haşim'de de o kadar şairlik vardı. Fakat, bu unsur, hayat ve tabiatte öbür unsurlardan ne kadar daha çok değilse, Haşim'de de şairlik vasfı öbür vasıflarından o kadar daha çok değildi. Ahmet Haşim, şiiri, iyi yemeği, güzel kadını, rahat kundurayı, meraklı dedikoduları, bir yaz gününde bir uysal arkadaşla deniz kıyılarında dalaşmayı sevdiği kadar severdi. Hele, şiir yapmak hünerinde muayyen bir meslek ve mektep sahibi olmuş olduğuna hiç ihtimal veremiyorum. Ahmet Haşim için fikirler ve nazariyetler bir dimağ eğlencesinden, bir zeka oyunundan ibaretti. O, bunlarla, bir kuklacının bebekleriyle oynayışı gibi oynardı. Hiçbirinin ehemmiyetine, ciddiyetine, doğruluğuna, canlılığına itimat beslemezdi. Bunda da hayatın eşi idi. Hep tezatlar, tenakuzlar [çelişme, karşıtlık], doğrular ve yalanlarla dolu idi.
Ahmet Haşim'le, İzmir'de bütün bir yıl geceli-gündüzlü bir arada yaşadık. Bu müddet içinde bir defa ne bir tek mısra yazdığım, ne bir tek şiir okuduğunu gördüm. Bu, tanıştığımın ilk aylarında ve samimi dost oluşumuzun hemen başlangıcında idi. Ona, göz ucuyla bakardım da "şiiri kamer"i, "O Belde"yi yazan adam, sahiden, bu adam mıdır derdim?