"İnsanoğlunun kendine sahip olma izni verebileceği tek arzuyu alıyorum,
o kadar. Özgürlük, Alvah, özgürlük."
"Sen ona özgürlük mü diyorsun?"
"Hiçbir şey istememek. Hiçbir şey beklememek. Hiçbir şeye bağımlı
olmamak."
Bedene acı çektirmek hiçbir şey değildir. Tek erdem, ruha acı çektirmektir. Demek siz tüm insanları sevdiğinizi düşünüyorsunuz öyle mi? Siz sevgi nedir bilmiyorsunuz. Bir grev fonuna 2 dolar yolluyor, görevinizi yaptığınızı mı sanıyorsunuz? Sizi koca budalalar! Hiçbir bağışın değeri yoktur ancak sizin içinde kutsal bir şeyi bağışlarsanız bir değeri vardır. Ruhunuzu verin. Bir yalana mı? Evet, eğer başkaları inanıyorsa! Kandırmacalara mı? Evet, eğer başkalarının buna ihtiyacı varsa. O eşsiz küçük egonuza karşı bir tiksinti hissettiğiniz zaman, ancak o zaman benliğinizi gerçek barış anlamında silebilir, kendi ruhunuzu insanlığın o engin ruhuyla birleştirebilirsiniz. Özel bir egonun o daracık, tıkış tıkış deliği içinde başkalarını sevmeye yer yoktur. Boşalın ki doldurabilesiniz. 'Hayatını seven, onu kaybeder; bu dünyadaki hayatından nefret eden, ona ebediyete kadar sahip olur.' Kilisenin afyon tacirleri bu konuda değere sahipti ama o değerin ne olduğunu bilmiyorlardı. Kendini silmek, yok etmek mi? Evet dostlarım kesinlikle. Ancak insanın kendini silmesi, temiz kalmakla, kendi temizliğiyle iftihar etirmeyi sürdürmekle sağlanmaz. Bu fedakarlık, kişinin kendi ruhunu ezip mahvetmesini de kapsar...
Ellsworth din öğretmenini garip bir soru ile şaşırttı. Öğretmen şu metni açıklıyordu 'Kişi tüm dünyayı kazansa ama bu arada ruhunu kaybetse bunun ona ne yararı olur? 'Ellsworth sordu: ' O halde gerçekten zengin sayılabilmek için insan, ruhların koleksiyonunu mu yapmalı?'