Okuduğum en ilgi çekici kitaplardan biriydi. Okurken eğlendim de yer yer düşündüm de. Hele sonu... Üç dakika bakıştık o cümlelerle.
*spoilersız bir yazı olarak başladım ama baktım aslında anlatıyorum bayağı ben de devam ettim
Distopik sayılabilecek bir gelecekte geçiyor. Bu gelecekte hayatını sonlandırmak isteyenlere yardım eden ve intiharda kullanabilecekleri malzemeler satan bir dükkan var, İntihar Dükkanı. Bu dükkanı nesillerdir işleten Tuvache ailesi ise intihar düşüncsine resmen obsesif, üçüncü çocukları Alan hariç. O kadar ki çocuklarının isimlerini bile intihar eden ünlü isimlerden seçmişler; Vincent (Van Gogh), Marilyn (Monroe) ve Alan (Turing). Hatta anne Lucrèce Tuvache yemeği bile intihar edip, kendini uçurumdan atan koyundan yapıyor. İntiharın yanı sıra olumsuz tüm düşünceler de makbul sayılıyor. Depresif olmak bir lütuf gibi.
Dükkana gelen müşteriler sadece bir kere gelebildikleri için çıkarken "elveda" denerek uğurlanıyor. Bugün ne kadar kötü bir gün demek bir övgü. Ama nasıl olduysa daha bebekliğinden itibaren gülmeye başlayan Alan onlardan çok farklı, hayatı yaşamaya değer görüyor. Neşeli müzikler dinliyor, şarkı söylüyor, kendini çirkin bulan (ailesinin de bu düşüncesini körüklediği) ablasına onu güzel bulduğunu söylüyor. Gelen müşterileri içtenlikle karşılıyor, görüşmek üzere diye uğurluyor ve ailesinden de tepki alıyor. Tüm bu farklılığından dolayı da ailede dışlanıyor, "sorunlu" çocuk olarak görülüyor. Yavaş yavaş kardeşlerini de etkillemeye başladığı sırada fanatik düşüncelere sahip olan babası tarafından eğitim kampına gönderiliyor ama dönüşü gidişinden daha güçlü oluyor. Kamptan da uyumsuzluğu nedeniyle atılıyor ve eve dönüyor. Oğlunu özleyen anne ve kardeşleri neredeyse Alan'ı sevgiyle karşılayacaklar. Bu sırada baba Mishima ağır bir