1000Kitap Logosu
Resim
Aycan Kaplan
TAKİP ET
Aycan Kaplan
@aycankaplann
hallarım toy ama, sevdadır çiçeğim
Ankara Üniversitesi
Ankara
1997
105 okur puanı
04 Ara 2021 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
261 syf.
·
7 günde
·
Puan vermedi
Sineklerin Tanrısı’nı okuyanlar, eseri bir çocuk kitabı olarak düşünebilir. Hatta eser bazı yönleriyle Mercan Adası’nı da çağrıştırmaktadır. Nitekim eserin iki ana kahramanı Ralph ve Jack isimlerini Mercan Adası’ndaki çocuklardan almaktadır. Eser başlıca beş çocuk üstüne kurulmuştur.. Bu çocuklardan ilki olan Ralph, oldukça zeki, güzel yüzlü ve iyi huylu bir çocuktur. İkinci çocuk Domuzcuk iyi, şişman, ileri derecede miyop ve sürekli astım krizleri geçirmektedir. Şişman olduğu için ona bu isim verilmiştir ve eser boyunca bizler gerçek ismini hiç öğrenemeyeceğiz. Üçüncü karakter olan Jack, Ralph gibi doğal bir önder ancak onun aksine zorba, baskıcı ve faşist olarak niteleyebileceğimiz bir yapıya sahiptir. Dördüncümüz Simon ise ara sıra bayılıp sara nöbetleri geçirmektedir. Karanlıktan korkmadığı ve geceleri ormana tek başına gidebildiği için diğer çocuklar tarafından biraz kafadan çatlak olarak tanımlanır. Simon’un ermiş bir kişiliği vardır ve tamamen iyi olan bir insanı temsil etmektedir. Beşinci karakter olan Roger ise safi kötü yapıda olan bir çocuktur. Medeni toplum içinde yaşadığı sürece içindeki kötülüğe kısmen engel olmayı başarır ancak adada kuralların dışında yaşamaya başlayınca kötülüğünü dışarı yansıtmakta bir engel görmez. Genel kanı, yetişkin insanların belirli şartlar altında vahşileşmesinin, canice davranışlar sergilemesinin, hatta kan dökmesinin öngörülebileceği yönündedir. Peki ya çocuklar? Bütün insanlığın gözünde birer ‘melek’ olarak sayılan çocuklar aynı caniliğe, kan dökme eğilimine sahip midir? Sineklerin Tanrısı aslında insanların içindeki kötülüğü simgelemektedir. Bizler, bu kötülüğün hep sonradan yaşanan, tecrübe edinilen şeyler sebebiyle kazanıldığını düşünürüz. Ancak eser bizlere kötülüğün ve iyiliğin insanların içinde doğuştan var olan içgüdüler olduğunu anlatıyor. Mesela Simon, adeta ermiş bir kişiliğe sahip ve tümüyle yüzde yüz iyi bir insanken, Roger, daha adaya yeni geldiği zamanlar doğal havuzun yanında oynayan çocuğu taşlamak istemiş ancak medeniyette öğrendiği kurallar buna engel olmuştur. Zamanla bu kurallar ortadan kalktıkça, bizler Roger’ın kocaman bir kayayla Domuzcuk’u öldürmesine ve bundan zevk almasına şahit oluyoruz. Domuzcuk genel anlamda iyi bir insan olsa da tembel bir yapıya sahiptir. Adada yapılması gereken işleri bilir ancak bir kenarda yatıp, hastalığını ve şişmanlığını bahane ederek çalışmaz. O güneş saati gibi medeni icatlar yapma hayalleri kurmaktadır. Ralph ve Jack adanın iki doğal şefidir. Ralph şefliği boyunca alınacak kararlarda adada toplantı düzenleyen, diğer çocukların fikrini alan bir çocuk. Bu yapısıyla bende uyandırdığı etki, demokratik düzeni temsil etmesi yönünde. Ralph’i Domuzcuk’a benzemekle suçlayan ve onun gerçek bir şef olamayacağını iddia eden Jack bir darbe yapar ve şefliği ele geçirir. Önceleri çocuklar onunla olmak istemez ancak, Jack’in avcı olması, onlara domuz eti verebilmesi ve çocukların çok korktukları canavardan onları koruyabileceğine inanmalarıyla birlikte mecbur kalan çocuklar Jack’in kabilesine katılmaya karar verir. Jack’in şef olmasıyla birlikte işler iyice çığrından çıkar. Öyle ki; Jack suratını boyayıp eline bir mızrak alarak vahşi bir kabile şefi gibi davranmaya başlar. Çocukları korkularından arındırabilmek için onlara vahşi yaşamı simgeleyen danslar öğretir. Küçük çocukların işlere yardım edememesi, avlanamaması ancak beslenme ihtiyaçlarının olması dolayısıyla onların varlığını gereksiz görür. Bu yönüyle şahsen Hitler’e benzettim onu. Fırtınalı bir günde gök gürültüsünden korkan çocukları yatıştırmak için yine bu ayin danslardan birini yaparken canavarın var olmadığını öğrenen ve geri kalanlara da bunu anlatmak isteyen Simon ormandan emekleyerek çıkar. Çocuklar onu canavar sanar ve vahşi bir biçimde öldürürler. Jack’in kabilesine göre canavar ölür ancak onların içindeki canavar ölmüş müdür? İnsanların -ister büyük ister küçük olsunlar- hem iyi hem de kötü içgüdüler vardır. Bu içgüdülerden iyi olanları, önce anne baba sonda eğitim kurumlarıyla desteklenir ve geliştirilir. Kötü olanları ise engellenir. Adada bulunan ve kabile içinde kötülüğü destekleyen davranışlar sergileyen çocuklar aslında medeniyet çatısı aştında bambaşka davranışlar sergileyebilirdi. Kitabın sonunda Kaya Kale’ye sığınıp medeniyetten kopan Jack canavara iki tarafı sivri bir kazıkta sunduğu domuz başları gibi, Ralph’i de öldürüp başını canavara sunmak ister. Bu durum bize, medeniyetten uzan olan bu kabile hayatında Sineklerin Tanrısı’nın çocuklara tamamen egemen olduğunu gösterir. Fakat yine de Simon’un ermişliği ve Sineklerin Tanrısı’nın dahi onun içindeki iyiliği yok edememesi, Domuzcuk’un kabileye meydan okuyarak uygarlığı savunması, Ralph’in öldürülmesine karşı sonuna kadar direnip yine de şef olduğunu açıklaması bizlere Sineklerin Tanrısı’nı yani insanların içindeki kötülüğü yenmenin yolları olduğunu anlatıyor…
Sineklerin Tanrısı
8.0/10 · 61,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Harika inceleme, elinize sağlık 🌿
1 Beğeni
Yanıtla
Teşekkür ederim 😊
1 Beğeni
192 syf.
·
3 günde
·
Puan vermedi
Susacak, Artık Kimseye Ondan Söz Etmeyecek.
Eserimizin kahramanı C işsiz, çalışmayan bir adamdır. Ailesinden miras kalan kira gelirleri ile geçinmektedir. Bir gün gittiği bir pansiyonda Ayşe ile tanışır ve aradığı aşkı onda bulduğunu düşünür. Ancak Ayşe’yi bir adamla konuşurken görünce hiçbir şey söylemeden onu terkeder, halbuki gördüğü adam Ayşe’nin arkadaşıdır. C kahvecide otururken, tramvaydan inen Güler’i görür ve ona aşık olur. Güler süssüz sade bir kızdır. Önceleri ona aşık olduğunu düşünsede zamanla aradığını bulamadığını, duygu eksikliği yaşadığını hisseder ve ondan ayrılır. Bu ayrılıktan sonra gittiği tatilde Ayşe’yle tekrar karşılaşırlar ve yeniden sevgili olurlar. Fakat ilerleyen zamanlarda Ayşe de C de birbirlerinde aradıkları duyguyu bulamaz ve yeniden ayrılırlar. Bir gün aylak aylak dolaşırken mavi yağmurluğu olan bir kız görür ve onun hayatının aşkı olduğunu düşünür. Arkasından koşar ancak kız otobüse bindiği için yetişemez. C koşarken arabanın altında kalır ve bir ölüm tehlikesi geçirir. Hayatı boyunca aradığı aşkı bir an için bulur fakat artık sonsuza dek yitirmiştir. Onun için her şey bitmiştir artık. Roman bireyselleşmenin ön plana çıkmasıyla oluşan yabancılaşma kavramına derin bir inceleme yapmaktadır. C’nin çevresine duyduğu yabancılaşma onu dünyadan beklentisi olmayan bir adam haline getirmiştir. Ancak yine de bir arayış içindedir. Hayatının aşkını aramaktadır… Esasen C’nin arayışı Zehra teyzesine benzer bir kadın bulmaktır. Annesi öldükten sonra babasının evdeki hizmetçilerle olan ilişkisi ve çok sevdiği teyzesi ile olan ilişkisi onda derin travmalar yaratmıştır. Özellikle babasının teyzesinin bacaklarını çok beğenmesi C’de bir bacak korkusu oluşturmuştur. Eserde bu durum Freudyen tarzında açıklanmış ve bu da benim için tatmin edici bir durum. Roman dört bölümde gelişiyor. Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz. Bu bölümler C’nin içinde bulunduğu ruh durumlarını özetliyor. Hep mutsuz C. Ancak yazar bu mutsuzluğun sebebini açıklamıyor. Aylak Adam’ın neden mutluluğa erişemediğini sezmeyi okura bırakmış. Kanaatimce sebep, C’nin çocukluktan kalan travmaları ile bitmek tükenmek bilmeyen arayışıdır. C kendini sevecek ve onunla aynı düşünecek bir kadın arıyor, tıpkı Zehra teyzesini arıyor… Sırf bu sebeple Güler’le paylaşacak hiçbir şeyi olmamasına rağmen gözlerini teyzesine benzettiği için onunla uzunca zaman geçiriyor. Anne sevgisi eksikliğini hayatına giren kadınlarda bulmayı amaçlıyor. Yazıldığı dönemde bireyin dünyasına eğilmesi ve anlatımıyla büyük ilgi görmüştür. Yusuf Atılgan bu romanı yazarken, Albert Camus’un Yabancı’sından esinlendiğini de belirtmiştir. Metropolleşmenin insan üstünde yarattığı yalnızlık hissini yansıtmaktadır. Seçilmiş bir yalnızlıktır bu. Öteki insanlar gibi alışkanlığa dönüşmüş bir yaşamı sürdürmek istemez C. Yazım tarzı ve Türk edebiyatına kattığı yenilikler açısından okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Anlatımı açısından başlarda biraz zorlanılabilir ancak ilerleyen bölümler dana anlaşılır olacaktır. Yusuf Atılgan’ın okuduğum ilk romanı olmasına rağmen kısa bir süre sonra -zihnimi dinlendirmek açısından- kesinlikle devamı gelecek.
Aylak Adam
7.8/10 · 47,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Bir nefeste okudum ve okudukça kitabı merak ettim. Değerlendirme çok güzeldi ve yenilerini bekliyor olacağım =)
1 Beğeni
Yanıtla
Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için 😊 öneriyorum, okunmaya değer 👍🏻
1 Beğeni