Sahne ve senaryo hazırdı. İnsanlığın kurtuluşuna ilişkin fantastik bir oyun sahnelemek için, dinlerin dekorları
ve mizanseni seçmelerinden başka yapacak şeyleri yoktu.
Hiçbir sihirbazlık oyunu daha büyülü olamadı: İnsanoğlu tanrıya dönüşmüş görüntüsü önünde diz çöktü. Hiçbir sanatsal yaratım böylesine yaşam boyu güvence altına alınamadı! İnsanların arzuları çok çeşitli ve de doyumsuz olduğundan, yeryüzünde olduğu gibi, gökyüzünde de Tanrı, onun önüne... sonsuzluğu koymuştur.
Yeni doğmuş bebeğe duyduğumuz derin sevgi içinde ailenin beklentilerinin ağır bedelini onun sırtına yüklemiş olmuyor muyuz? Bu durumda, çocuğun üzerinde odaklaşan derin sevginin sizde yarattığı biraz "gülünç" bir etkiyle, küçük bir varlığı, onu dünyaya getirdik diye yaşam boyu borçlu yapmamızın doğurduğu "trajik" izlenimi hemen duyumsuyorsunuz.
"Üreyin ve çoğalın, yeryüzünü doldurun"
buyruğunu yanlış anlıyorsunuz. "Benim seçtiğimle beni seçen arasına girme cesaretini gösteren" bu ses nereden
geliyor? Aşk, yalnızca çocuk doğurmak için yapılandan ne bakımdan daha iyi olacaktır? Yumuşacık sözcükler olan aşık ve sevgili sözcüklerini baba ve anne sözcükleriyle değiştirmek için bu acele neden? "İnsan türünün yeryüzünde yayılması" görevi, sevmek sevincinden daha önemli olabilir mi?
"Âdem yalnız olduğu için canı sıkılıyordu." "Havva yaratıldı." Ardından "Âdem ile Havva birlikte sıkılmaya başladılar." Daha sonra "Kabil ve Habil ile ailecek sıkıldılar". Sonunda da "dünya nüfusu çoğaldı ve halklar topluca sıkıldılar".
Filozoflara gelince, dikkatinizi çekmiştir; onlar seyrek evlenirler! Ve eğer bunu yaparlarsa "dalgınlıklarına gelmiştir" -Hegel'in durumunu böyle anımsatyorsunuz!- çünkü evlilik, eşlerin ne zekâsını, ne de erotizmini güçlendirir. Sizin ince sövgünüz de buradan kaynaklanır: Evllik aşkı, "anti-müzikal"dir.