Hala yarım bırakmakla, bırakmamak arasındayım.
şöyle ki: kitabın 120. sayfasındayım şuan. yazar kendini tekrar etmeye başladı gibi hissediyorum. vermek istediği mesaj hep aynı gibi, o yüzden okurken sıkıldım. klasik bir kişisel gelişim kitabı gibi gelmehe başladı. aslında ana fikir şuana kadar şöyle: hayatında yarattığın, yaşadığım her iey senin eserin. o yüzden kimseyi suçlama. hayatında ne yaşıyorsan sen öyle istediğin için oldu. ben bu sonucu çıkardım şu sayfalara kadar.
dreamer’ in her sözünden sonra yazarın abartılı cümleler kurması da bana yapmacık gelmeye başladı. (o sözü içimd öyle bir işledi ki…. vs)
şu sayfalara kadar çok fazla kelimelerin altını çizdim. neredeyse hiçbir sayfa da boş geçmedim gibi. aslında anlatmak istediği düşünceyi kavradım. tabii ki diğer sayfalarda beni neler bekliyor bilmiyorum ama okunacak o kadar çok kitap varken bir yandan buna devam etmek istemiyorum bir yanda da kitap yarım bırakma gibi bir huyum yok. kararsız kaldım açıkcası.
... ıstırabın kaçınılmaz olduğu durumda, anlamın ıstıraba rağmen ve hatta onun sayesinde bulunabileceğini söylüyorum. Kaçınılmaz değilse yapılacak anlamlı şey, nedenini ortadan kaldırmaktır çünkü gereksiz ıstırap kahramanlık değil, mazoşizmdir. Diğer yandan insan, ıstırabına neden olan durumu değiştiremiyorsa bile ona karşı tutumunu belirleyebilir.
Hayatta çaresiz bir durumla, değiştiremeyeceğimiz bir kaderle karşı karşıya kalmakta da anlam bulunabileceğini hiç unutmamamız gerekir. Bu zamanlarda önemli olan kişisel bir trajediyi bir zafere, kötü bir vaziyeti bir kazanıma dönüştürmeye dair insana özgü potansiyele tanıklık etkmektir.