Şimdi bireyin gözünden bakalım. Her insanın içinde itici bir güç vardır; mevcut olanla, konfor alanıyla yetinmeyen bir güç. Bir seçim yapacaksın, konfor alanından dışarı çıktığın zaman belirsizliğe doğru ilerleyeceksin ve bu da tehlikeli... Cesaret istiyor. Ama için biliyor ki heyecan da orada. İşte bu heyecan önemli, aksi hâlde bir ölüden farksızsın.
Aynı durumu aşkınlık alanında da görüyoruz; yeni yeni ideolojiler, mistik akımlar, dinler ya da eski dinler içinde yeni yorumlar, tarikatlar oluşuyor. İnsan gelişiminin engellenmediği toplumlarda bu olmaya devam edecektir. Ama mevcut kültür ve bu kültür içinde oluşan kurumlar katılaşıp kendi yapılarını korur hale dönüştüğü zaman, yenilik taraftarları istenmeyen insanlar haline gelirler.
Topluma başkaldırıp değişimi başlatmaktan ziyade; toplumun bir üyesi olmaya devam edip, toplumun değerlerinin, hassasiyetlerinin, düşünme tarzının farkında olup toplumsal değişime ön ayak olabilme meselesidir.
İnsanın doğuştan bir kişilik geliştirme, gözlemleyen bilinç geliştirme potansiyeli vardır. Aile ve okul onun birey olarak gelişmesine fırsat verirse kişi kendi seçimlerini, hayatını yönetebilecek hale gelebilir. Yani kişi yeri geldikçe hem kültür robotu olmayı hem de bir birey olarak farklı karar vermeyi seçebilir. Bazı toplumlarda birey olarak karar verme daha kolaydır, bazı toplumlarda ise gelenek göreneğin tersine karar vermek senin hayatına mal olur.