Herhangi bir boşluğa tahammül edememek insanın doğasında vardır. Sessizlikten, uzun hareketsizlik dönemlerinden, yalnızlıktan nefret ederiz. (Belki de bu nefretin son boşluk, yani kendi ölüm korkumuzla bağlantısı vardır.) Boşlukları doldurmak için çabalarız. İnsanlara vuracakları bir hedef oluşturmazsanız, olabildiğince ele geçmez davranırsanız, insanoğlunun bu zayıf yönü üzerinde oynarsınız. Bırakın savaşın olmamasını, herhangi bir etkileşimin yokluğu bile insanları öfkelendirdiğinden çılgınlar gibi sizi kovalarken, her türlü stratejik düşünme becerisini de yitireceklerdir. Ne kadar zayıf ya da küçük olursa olsun dinamiği denetleyen, bu ele geçmezlik yönüdür.