İşgal Sovyetler'in öngördüğünden daha kolay gerçekleşti ve liderler askeri açıdan "görev tamamlandı" diyebildiler. Ama Andropov'un ziyaretinden birkaç hafta sonra bu değerlendirmeyi değiştirmeleri gerekti: Kızıl Ordu Doğu Avrupa halklarından farklı olarak mücahitleri ürkütmeye yetmemişti. Daha doğrusu işgalden sonra gerek ülke içinden gerekse dışından katılanlarla sayıları gittikçe artmaya başlamıştı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Böylesine karabasan bir senaryoyu önlemek için 1978'de Brejnev, Afgan Komünist Partisi'ni iktidara getiren darbeyi gizlice destekledi. Ne var ki Afgan Komünistleri umarsızca bölünmüştü ve çok uzun güç mücadeleleri sonunda Sovyetler'in güvenmediği Hafizullah Amin lider olarak ortaya çıktı. Üstelik komünistler Afganistan'da pek popüler değildi ve Hafizullah Amin partisinin gücünü koruyabilmek için en acımasız yöntemlere başvurdu. Yaşananlar köktendincilerin yararına oldu. Ülkenin dört bir köşesinde "mücahit" adını alan bölücüler ayaklanmaya başladı ve binlerce Afgan askeri ordudan firar edip onlara katıldı. 1979 Aralık'ında Komünist iktidar çökmenin eşiğine gelince Rusya'daki Politbüro'nun üst düzey üyeleri bu krizi görüşmeye başladı. Afganistan'ı yitirmek hem yıkıcı bir darbe hem de bunca ilerleme kaydedildikten sonra bir istikrarsızlık kaynağı olurdu. Sorunlar için Amin'i suçlayıp gitmesi gerektiğine karar verdiler. Ustinov bir plan önerdi: Doğu Avrupa'daki isyanlarda Sovyetler'in yaptığını yineleyip oldukça küçük bir orduyla yıldırım saldırısı düzenleyerek Kabil ile Salang Otoyolu'nun güvenliğini sağlamak. Amin koltuğundan alınacak ve yerine Babrak Karmal adındaki başka bir Komünist getirilecekti. Sovyet Ordusu pek ortalıkta görünmeyecek ve Afgan Ordusu görevi devralmak üzere yetiştirilecekti. Yaklaşık on yıl içinde Afganistan çağdaşlaştırılacak ve Sovyet Bloku'nun istikrarlı bir üyesi olacaktı. Huzur ve zenginlik gelince Afgan halkı sosyalizmin yararlarını anlayıp kucak açacaktı.
Rusların genişleme planının önemli bir noktası güney sınırındaki Afganistan idi. Doğal gaz ve diğer madenler açısından zengin bir ülke olduğu gibi Hint Okyanusu'nda limanları vardı ve Afganistan'ı bir Sovyet uydusu yapmak adeta bir düşün gerçekleşmesi olacaktı. 1950'lerden bu yana orduyu eğitmek, Kabil'den Sovyetler Birliği sınırına uzanan Salang Otoyolu'nu inşa etmek gibi işleri üstlenerek geri kalmış ülkeyi çağdaşlaştırırken, belli etmeden içeri sızıyorlardı. Her şey planlara uygun giderken 1970'lerin ortasında radikal İslam Afganistan'da siyasi bir güç halini almaya başladı. Ruslar iki tehlikenin farkındaydı: köktendinciler iktidara geldiğinde komünizmi dinsiz ve nefret edilecek bir şey gibi görüp Sovyetlerle bağı koparacaklardı ve ikinci olarak da köktendinci huzursuzluk Afganistan'dan, geniş bir İslam nüfusuna sahip olan Sovyetler Birliği'nin güney taraflarına yayılacaktı.
1960'ların sonu ve 1970'lerin başı, Sovyet Politbürosu'nun en üst düzey üyeleri olan Genel Sekreter Leonid Brejnev, KGB Başkanı Yuri Andropov ve Savunma Bakanı Dmitri Ustinov için altın bir çağ gibi görünüyordu. Bu adamlar Stalin yıllarının karabasanını ve Kruşçev'in acemice yönetim süresini atlatmışlardı. Doğu Avrupa'daki uydu ülkeler, özellikle 1968'deki Çekoslovakya ayaklanmasının bastırılmasının ardından oldukça uysal görünüyorlardı. Ülkenin en büyük düşmanı ABD, Vietnam Savaşı'nda ağır bir darbe almıştı. Daha da önemlisi ise Rusların Üçüncü Dünya üzerinde etkilerinin ağır ağır artmasıydı. Gelecek parlak görünüyordu.