Sonra sizin için şöyle düşündüm. Bu adam dedim, örneğin, bir gece sabaha karşı üçte dörtte, nedenini anlayamadığı rahatsızlıklara uyanmamış, iki satır yazı yazmak, yazı yazmak olmasın bir şeyler çizmek diyelim isterseniz, ya da sadece düşünmek isteğini duymamıştır. Ömründe bir gün olsun, bir akşamüstü bir içkili yere gidip, tek başına saatlerce bir kadehin önünde, içinde bir seyleri yitirmiş, bir şeyleri tüketmiş, oturmamıştır. Yine bir tek gece, yağmur altında kenti bir ucundan öbür ucuna, yenilgiye uğramış, bitkin, kararsız dolaşmamıştır. Bir cümle de onu çaresiz bırakmamıştır, bir insan elinin sıcaklığı da.
Bilmem hangi sanatçının öğüdünü anısıyordu: Bir sanat yapıtı üstüne çalışırken ölü noktaya gelince ara vermeli! İnsanoğlu tembelliğin savunmasını yapan hangi sözü benimsemiştir ki, o da bunu benimsemesin. Benimsedi, üstelik bu sözde erişilmez bir bir bilgelik buldu.
her derdimizi bir kadınla birlikte düşünecek yaşlardaydık. Geleceği, gelecek için kurduğumuz umutları, hulyaları tek başlarına, yalın olarak düşünemiyorduk.
Kullandığım zaman eşyanın duygularının farkında olmazdım. Pencereyi açtığım zaman pencerenin, gemiye bindiğim zaman geminin konuşan bir hali yoktur da asıl açmadığım pencere, binmediğim gemi dile gelir.