Aygan H.

Reklam
5/10
·72 syf.··
2018 15. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2018 23:17
Belki de psikolojik, anotomik, ontolojik, epistemolojik, teolojik olarak hazır değildim bu kitabı okumaya.... belki de odamın karşısındaki çınar ağacının gölgesinin 37° lik bir açıyla pencereme vurduğu dakikalarda okusam severdim bu kitabı.... ya da şiirden anlamıyor olabilirim ben mesela? Belki de aslında bu kitabı Süleyman Çobanoğlu yazmamıştır ? Aksi mümkün değil çünkü....
Şiirler ÇağlaSüleyman Çobanoğlu · Profil Yayıncılık · 2011428 okunma
Emin K. isimli okura yanıt verildi
Aygan H.
Mesela Hüdayinabit'i okuduğumda çok sevmiştim tadı hala damağımdadır. başlarda ona benzer bir üslubu sahip gibi gelmişti ama Hayır çok farklı.. Sanırım şu an beni aştı. Söylediğiniz gibi, ilerde, daha çok şey okuyup, daha çok şey yaşadıktan sonra belki yine denerim şansımı
Puan vermedi·520 syf.··
2018 10. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2018 22:35
Kitabın son sayfasını da okuyup, kapattığımda sırayla önce halıya sonra duvara en sonda kitabın kapağındaki resme birkaç dakika kadar boş gözlerle baktım. Ardından da hayatıma kaldığım yerden devam etmeye çalıştım. Ama şöyle bir fark vardı; kafamın içinde Martin Eden’i yaşatıp öldürmüş biriydim artık. Martin’in hikâyesini ise kafamda iki boyutta oluşturdum. Aşktan ve bilgiden… Martin’in aşkla olan hikâyesi Ruth’u görmesiyle başlıyor. Tam bir zengin kız, fakir oğlan klişesi. Açıkçası bir Amerikalıdan böyle bir şey okuyabileceğimi sanmazdım. Bilirsiniz Amerikalılar söz konusu olduğunda aşktan değil şehvetten, hislerden değil realiten söz edilebilir. Ama London beni yanılttı. Biz şarklılar için klişe bir konu olsa da London, hikâyeyi çok sağlam işlemiş ve içini de güzel doldurmuştu. Bu kısımda asıl canımı sıkansa Martin gibi sağlam karakterli ve iradeli bir adamın bile Ruth gibi bir kızı sevmiş olması. Ama o mıymıy Ruth’dan bir halt olmayacağını daha ilk sayfalarda anlamıştım, ben. Kısmen haklı da çıktım. Eee Mart, babasının prensesi mıymıy Ruth’lar için, Lizzi gibi harbi kızları harcarsan sonunda üzülen sen olursun tabi. Neyse mesajımı da verdiğime göre işin magazin kısmını burada bırakıyorum çünkü kitap hakikatte çok daha derin. Hikâyenin ikinci boyutunda bir sokak serserisinin kitapların efendisine dönüşümünü okuyorsunuz. Hem fiziksel olarak hem de fikren çektiği sancılara şahit oluyorsunuz. Martin okudukça, öğrendikçe derinleşiyor, o derinleştikçe kitap ağırlaşıyor. Son sayfalara geldiğimde Martin’i anlayabilmek için bazı satırları birkaç kere okumam gerekti ve kitabın sonunda 100 sayfa kadar yer tutan notlar bölümüne de defalarca bakmam. O kadar çok şair, yazar, düşünür ismi okudum ki özellikle Amerikan edebiyatının mihenk taşlarının çoğuna aşina oldum. Ve tabi ki
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
Burak Yiğit isimli okura yanıt verildi
Aygan H.
Geçiştirmek için değil temeldeki olaya aslında aşina olduğumuzu anlatmaya çalıştım. Zaten hikayenin altının iyi dolduruldugundan kastım da bahsettiğiniz adaletsiliklerdi.
10/10
·512 syf.·
2018 7. kitabı
Okuduğum ilk kitabıyla anladım ki Necip Fazıl bambaşka bir âlem... Katiyen alelade bir şair değil, şiirlerini edebi zevk alabilmek için öylesine okuyup geçmekle yetinemiyorsunuz. Üzerinde düşünmeyi ve yorum yapmayı zorunlu kılıyor. Poetika kısmında yer alan “Evet, şiir hakkında ‘cemiyetin rüyasını ayrı bir rüya üslûbiyle anlatan bir tâbirnâme’ diyebilirsiniz. Bir tâbirnâme ki, o da ayrı bir rüya gibi ayrıca tâbire muhtaç…” tarifiyle işaret edildiği gibi… Zannımca bu da, şairin aynı zamanda bir fikir adamı olmasından kaynaklanıyor. Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerini okurken ideolojisini göz ardı etmek mümkün değil. Belki kimi şiir kitapları şairin kimliği pek de büyük bir önem arz etmeden salt şiir okumak adına okunabilir ama Necip Fazıl'da bu mümkün değil. Onun baktığı açıdan bakmayanlar, dünya görüşüne katılmayanlar bu şiirleri okurken keyif alamayacaktır. Şiirini üzerine kurduğu değerler ve şiirin barındırdığı fikirler herhangi bir şey ifade etmeyecektir çünkü. Bilindiği üzre Üstad, 1934 yılında büyük bir fikrî değişim geçiriyor. 1934 öncesi ve sonrası şiirlerinde bu değişim azami derecede hissediliyor. Bana öyle geliyor ki, kendine has dili 1934 sonrasında yazdığı şiirlerle keskinlik kazanmış. Kitapta şiirler içeriklerine göre bölümlere ayrılmış, kitabın sonunda şairin Poetika'sı mevcut. Poetika’da şair, şiirin ve şairin tanımını yapıyor ve şiirin ilimden ayrıldığı noktalara değiniyor. Şiirin ne salt duygudan besleneceğini ne de kuru fikirden oluşacağını, bu ikisinin birleşmesiyle şiir niteliği kazanabileceğini söylüyor. Serbest ölçüyü eleştiriyor. Şiirin şekil ve kalıptan tamamiyle arındırılmadan ama bunları bir iskelet kabul edip mana ile örtecek şekilde yazılması gerektiğinden, boş bir temel üzerine inşa edilmiş yahut yalnızca estetik kaygı barındıran bir söz
Edebiyat
ÇileNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 202325,1bin okunma
Aygan H.
Güzel bir inceleme olmuş elinize sağlık