Han Duvarları
Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan; Geçiyordu araba yola benzer bir sudan. Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu: Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri. Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı, Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor. Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı. Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler... Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... Faruk Nafiz Çamlıbel
Şiir
SEVERMİŞİM MEĞER Yıl 62 Mart 28 Pırağ-Berlin tireninde pencerenin yanındayım akşam oluyor. Dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer. Akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim. Toprağı severmişim meğer toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen Ben sürmedim. Platonik biricik sevdam da buymuş meğer. Meğer ırmağı severmişim. İster böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin, ister uzasın göz alabildiğine dümdüz. bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek, sen göremiyeceksin, bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun, karganınkinden alabildiğine kısa. bilirim benden önce duyulmuş bu keder benden sonra da duyulacak. Benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere, benden sonra da söylenecek.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
severmişim meğer
Yıl 62 Mart 28 Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım Akşam oluyor Dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer Akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedimtoprağı severmişim meğer Toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen Ben sürmedim Platonik biricik sevdam da buymuş meğer Meğer ırmağı severmişim İster böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde Doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin İster uzasın göz alabildiğine dümdüz Bilirim aynı ırmakta yıkanılmaz bir kere bile Bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremeyeceksin Bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa Bilirim benden önce duyulmuş bu keder Benden sonra da duyulacak Benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere Benden sonra da söylenecek Gökyüzünü severmişim meğer Kapalı olsun açık olsun Borodino savaş alanında Andırey’in sırtüstü seyrettiği gök kubbe Hapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış’ın Kulağıma sesler geliyor Gök kubbeden değil meydan yerinden Gardiyanlar birini dövüyor yine Ağaçları severmişim meğer Çırılçıplak kayınlar moskova dolaylarında predelkino’da kışın çıkarlar karşıma Alçakgönüllü kibar Kayınlar rus sayılıyor kavakları türk saydığımız gibi İzmir’in kavakları
Şiir
Han Duvarları
yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç sakladı bir dakika araba yerinde durakladı neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya, ulukışla yolundan orta anadolu'ya ilk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... arkada zincirlenen yüksek toros dağları, önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... ellerim takılırken rüzgarların saçına asıldı arabamız bir dağın yamacına, her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, yalnız arabacının dudağında bir ıslık bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar, uykuya varmış gibi görünen yılan yollar. başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu. serpilmeye başladı bir rüzgâr ince ince, son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine. ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
"Yıl 2025 Haziran 30 Kül kokusu dolanır güller içinde. İzmir'de..." Yıl 62 Mart 28 Pırağ-Berlin tireninde pencerenin yanındayım, akşam oluyor. Dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer. Akşamın inişini, yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim. Toprağı severmişim meğer toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen, Ben sürmedim. Platonik biricik sevdam da buymuş meğer. Meğer ırmağı severmişim İster böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde, Doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin, ister uzasın göz alabildiğine dümdüz. Bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek, sen göremiyeceksin, Bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun, karganınkinden alabildiğine kısa. Bilirim benden önce duyulmuş bu keder Benden sonra da duyulacak
Şiir
Han Duvarları
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya. İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları, Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... Ellerim takılırken rüzgârların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına. Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, Yalnız arabacının dudağında bir ıslık! Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar, Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu. Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince. Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi. Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi. Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine. Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali, Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.