ayhan

ayhan
hêvî..
Van
356 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Köy Enstitülerinden, İmam Hatip okullarına...
10/10
·180 syf.··
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 23:33
Türkiye tarihinin en önemli hareketlerinden biri olan Köy Enstitülerinin tarihini, oluşumunu ve etkilerini; bu enstitülerden biri olan Gönen Köy Enstitülü Fakir Baykurt’tan dinlemek, keyifli olmasının çok ötesinde, samimi ve objektif bir perspektif sunuyor. Osmanlı’nın yıkıntılarından tekrar ayağa kalkmak, güçlenmek; daha doğrusu yeniden dirilmek isteyen Türkiye’nin bunu gerçekleştirmesi çok zordu. Hem yöneticiler hem de halk bunun farkındaydı. Çünkü Osmanlı’dan geriye, yoksullukla ve yorgunlukla debelenen bir toplum kalmıştı; tam anlamıyla bir karanlığın içindeydi. Sorun net ve ortadaydı. Peki, ne yapmak gerekiyordu? Çoğunluğu köylerde yaşayan, yoksul ve eğitimsiz olan bu toplumu nasıl ayağa kaldırmalıydı? Dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve o zaman bürokrasinin içinde aktif olarak görev yapan İsmail Hakkı Tonguç, bu soruların cevaplarını bulup uygulamak için kolları sıvadılar. Çünkü köylünün ayağa kalkması, genç Cumhuriyet’in ayağa kalkması demekti. O hâlde reçete belliydi: Cahilliği ortadan kaldırmak ve köylüyü her anlamda üretken kılmak. Sahaya inen İsmail Hakkı Tonguç, eğitimi sadece okuma yazma öğretmekten ibaret görmüyordu. Tonguç’a göre okuma yazma, bunun sadece küçük bir parçasıydı. Önceleri “eğitmen kursları” adı altında, askerliğinde onbaşı veya çavuş olarak görev yapan kişilerin altı aylık kurslarla eğitilip köylerine gönderilmesi ve oradakilere okuma yazma öğretmesiyle girişilen bu çaba yeterli olmuyordu. Bunun yanı sıra, şehirdeki öğretmenlerin köye ayak uyduramamaları ve geri dönmeleri, Tonguç ve arkadaşlarını düşündürüyordu. Daha kalıcı ve sağlam temelli bir model lazımdı. Tarihler 17 Nisan 1940’ı gösterdiğinde, bir yasa ile Köy Enstitüleri kuruldu. Peki, neydi bu Köy Enstitüleri? Önceki girişimlerden çok daha farklıydı. Sorunun çözümü
Unutulmaz Köy EnstitüleriFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2016785 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kabullenmemenin, birlikte mücadelenin hikâyesi
Puan vermedi·140 syf.··
2026 13. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 11:19
Rus yazardan bir zamanlar her anlamda en dipte bulunan ve şu an başta eğitim modeli olmak üzere daha birçok alanda örnek olan 'bataklıklar ülkesi' olarak anılan Finlandiya'nın zirveye tırmanışının hikayesi... Bir ülkenin kalkınması ve sağlam bir toplumun temellerinin atılması için: Büyük şahsiyetler, aydınlar veya tarihin akışını değiştiren insanlardan mı medet ummalı? Bunun cevabı bence çok net: Bir toplum sadece ismini neredeyse her kitapta duyduğumuz kişilerle kalkınamaz daha ileriye gidemez bu isimler elbette ki çok önemli ama hitap ettiği halk kitleleri, onların bu konuda ne düşündüğü ve bu uğurda mücadele edip edemeyecekleri çaba gösterip gösteremeyecekleri bu şahsiyetlerden çok daha önemlidir. Yeri gelince bir köylü bir işçi veya herhangi bir toplumun en ücra köşesinde yaşayan ve hiç kimsenin belki de umurunda olmayan bir kişinin bile bir toplumun kalkınmasındaki rolü kesinlikle görmezden gelinemez, gelinmemeli. Çünkü bir toplum birlikte var olabilir, birlikte güçlenebilir, birlikte mücadele edilerek daha ileriye taşınabilir. Beyaz zambaklar ülkesinde kitabı da tam da bu birlikteliğin anlatıldığı ve bir toplumun içinde yaşadığı şartlar ve bulunduğu coğrafya ne kadar kötü olursa olsun o ülkenin aydınıyla sıradan bir işçinin birlikte ortak bir amaç, daha güzel bir gelecek için verecekleri mücadelenin eninde sonunda ne kadar zor olsa da o geleceğin inşa edilmesinin asla imkansız olmadığının hikâyesi. Verimsiz topraklara sahip, herhangi bir doğal zenginliği olmayan üstelik en temel besin olan buğdayın en çok ithal edilen ürün olması bir bataklık ülkesi olarak anılan ve nüfusu 3 milyonu geçmeyen Finlandiya'nın başarı hikayesi... Bir toplumu en dibe götürecek hemen hemen her şeyi( alkol bağımlılığı, düşük eğitim seviyesi başta olmak üzere) içinde barındıran ve
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Can Yayınları · 2023124,5bin okunma
mavi ve yok oluş...
Puan vermedi·134 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2026 16:07
Ege kıyısının bir kasabasında balıkçı bir baba olan Mustafa ile ev kadını olan eşi Mesude'nin mütevazi hayatlarının, bireysel dram ve toplumsal trajedilerle harmanlanıp akıcı bir dille okuyucuya sunulan görülüp de görmemezlikten gelinen toplumsal sorunları, duyarlılıkla dile getiren roman... "Herkesin gördüğü mavilik, denizin devasa bedenini saklayan tenidir"(syf:12) Hepimize huzur veren o maviliğin, ne fırtınalar doğurduğu, nelere şehit olduğu, neleri/kimleri yok ettiği konusuna sanırım en trajik ve en üzücü örnek; göçmenlerin, şişme botlarla yeni bir hayat bir umut için kaçışını ve bedelini hayatlarıyla ödemeleri verilebilir. Göç ve umut... Sıradan bir balıkçı olan Mustafa, geçimini sağladığı o sonsuz mavilikte geçen hayatı ve oğlunu ondan alan, onu sessizliğe sürükleyip diğer yandan da onu balıklarla dost yapan ve bu dostluktan gelen vicdan, merhamet ve insan olmanın gereklerini bize hatırlatan ve bu hatırlatmayı yaparken denizin o sevimli maviliğinin sadece ondan değil adını, yerini bile bilmediğimiz sadece "göçmen" diye adlandırılan ve gazetelerde sadece bir manşet olmaktan öteye geçemeyen; kadınların, erkeklerin, çocukların yitip giden hayatları... Romanı okurken ne oluyor, dünya nereye gidiyor diye sürekli bir sorgulama haline büründüm. İnsanların pazarlık haline getirildiği, yeni umutlar vaadi ile o sevimli ama acımasız maviliğin, aldığı canlar ne ilk ne de son olacaktır maalesef... Birey olarak ne yapabiliriz? Ne yapmalıyız? Fazlaca seyirci mi kalıyoruz? Fazlaca sessiz... Bir yandan denizin aldı canlar diğer yandan denizdeki canlıların insan eliyle yok edilişi, doğanın tahrip edilişi, rant uğruna kapital sisteme kurban edilen suyumuz, doğamız, ağaçlarımız, insanlarımız, canlarımız... Şu an bu incelemeyi yazarken acaba o denizde hangi can, kaç can, hangi
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,5bin okunma
Hem akıl hem duygu...
Puan vermedi·120 syf.··
2026 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 18:27
Sürekli karşımıza çıkan ve bizi bununla imtihan eden ve sürekli çatışma halinde olan iki kavramın: akıl ve duygu ve bu iki kavramı iki zıt karakter olan Mürşit efendi(baba) ile Zehra(kız) üzerinden tartışan bir roman. Bir tarafta gerçekçi, kuralcı, görev odaklı, katı, duygulara ve acıma gibi hislere hayatında pek yer vermeyen öğretmen Zehra, diğer tarafta ise çoğunlukla duygularıyla hareket eden, gerçekleri göremeyen, iyi niyetli ve bu yüzden hayatı mahvolan Zehra'nın babası Mürşit efendi. Günlük hayatta da sürekli karşımıza çıkan ve bizi çok zorlayan akıl ve duygularımız, acaba hangisiyle hareket etmeliyim tereddütü ve zorluğu... Kitap da tam olarak bu iki kavramın sadece birinin olmasının nasıl bir dengesizlik ve eksiklik yarattığını çok güzel anlatmış. Babasını tek taraflı olarak anlatıldığı için kötü, ailesini dağıtan bir adam olarak tanıyan Zehra, duygusuz ve hayatında acımaya yer vermeyen birine dönüşmüştür ta ki madalyonun öbür yüzünü görünceye dek. Babasının ölümüyle beraber istemeyerek de olsa İstanbul'a dönen Zehra, babasından kalan sandıktan çıkan not defterini okumaya başlayınca aslında bir olayı tek taraflı dinleyip buna göre peşin hüküm vermenin ne kadar yanıltıcı olabileceğini görüyor. Kendisine çok kötü diye tanıtılan babasının, aslında iyi bir insan olduğunu, herşeyi ailesi özellikle kızları için yaptığını öğrenen Zehra'nın, o katılığı da duygusuzluğu da bu gerçeklerle yok olmaya başlar ve bu kitabın son cümlelerinde çok açıkça anlatılır. -Baba... Zavallı babam... Affet beni... ... Genç muallimenin artık hiçbir eksiği kalmamıştır. "Acıma"yı öğrenmiştir (syf:114). Bazen aşırı merhamet ve o acımanın veya sadece akıl ile hareket edip duyguları bir kenara atmanın çok yıkıcı sonuçları ile karşı karşıya kalıyoruz. O halde nasıl davranmalı? Akıl mı? Duygu
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 202451,5bin okunma
kuşlar "bile" gitti...
Puan vermedi·79 syf.··
2026 1. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 22:12
Bir "da" eki bazen ne çok şey anlatıyor görünüşte sadece 2 harften oluşan basit bir ek... Ama içine dünyaları sığdırmış olan bir ek... Dünyaları sığdırmış diyorum çünkü giden sadece kuşlar değil görünüşte öyle olsa da. Kuşlar sadece yitip, yok olanın (edilen) en açık görünen kısmı bence. Belki de kuşlar bile gitti demek yitirilenleri yok olanı daha doğrusu kaybettiklerimizi anlatmak için daha doğru bir tabir olacaktır. Evet gökyüzünün sonsuz maviliğinin sahipleri olmalarına rağmen kuşlar bile gitti:( Yaşar Kemal, sürekli toplumun derdini kendine dert edinen, ezilmiş, kenara atılmış olanın yanında yer almayı kendine ilke edinmiş kalemi, düşünceleri, tespitleri sağlam ve cesur yazar... Bu kitapta da eski bir gelenek olan kuş satıcılığının ve bundan geçimini sağlayan 3 çocuğun hikayesine değiniyor ama bu kuş satıcılığını "azat buzat beni cennet kapısında gözet" haykırışıyla insanların kuş satın alıp özgürlüğüne kavuşturulması karşılığında kuşun onları cennete götürmeye vesile olacak şekilde inanca değinerek yapar. Kafese konulup satılmak istenen bu kuşlara karşı gittikçe duyarsızlaşan, merhametini kaybetmeye başlayan bir topluma yapılan eleştiri ve bununla beraber yitirdiğimiz insanlığımız ve diğer güzel duygularımızın kitapta; "İnsanlık öldü mü?" dedim. "Yok," dedi, "ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?" "Nerede kaldı acaba?" (syf:39) sorusuyla bir tokat gibi yüzümüze çarparak dile getiriyor. Diğer yandan şehirdeki yaşamı bize tasvir eden bu kitapta, yitip gidenin son halkasının kuşlar olduğunu görmek ne acı bir şey... Son olarak yeşilin yerini alan betonla merhametimizin, vicdanımızın, insanlığımızın yerini alan katılık en güzel şekilde dile getirilmemiş mi?
Kuşlar da GittiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202217,9bin okunma