Gönül bahsinde, bir sual edici ortaya çıkıp da Arif olana sorsa ki,
"Ey akıl Ehli; zikrettiğin vasıflanı gönül dedigin bu kalp âyinesine isnad eylemendeki akli delilin nedir?...
Biz de cevap olarak, akli delilleri, aziz kimselere tasvir edip, deriz ki:
Akla uygun olanı, akıllı olan idrak eder.
Gönül dediğimiz, güya aydınlanmış, dairevi ve içi oyuk bir küre şeklindeki gayet parlak ve pürüzsüz bir âyinedir.
Bu insan vücudu da, gayet ulu ve gösterişli büyük bir camiye benzer.
Bu büyük caminin orta yerine aydınlık bir ayine konulsa, o cami içinde bulunan insanların her birinin sûretleri bu ayineye aksetmiş olur.
Yani o ayine, karşısında bulunan sûretlerin nakşını, hariçten çalarak içine alır.
Kâmil insanın dahi kendinden ayrılmaz bir dostu hâlindeki aydınlık kalbi, vücud camisinin orta yerinde Hakk Teâlâ celle ve alâ'dan alınmış izzetli ruhunun ipiyle asılmıştır.
Bu insanın kalbi, kubbesinin içinde, parlak ve pürüssüz, yuvarlak bir âyine olmuştur; amma insan-ı kâmilin akıl bağıyla bağlıdır.
Her ne vakit karşısında bir nesne görünse, kalp âyinesi onu çalar, nakış ve tasvirini kendi içinde gösterir.
İmdi; ey gönüldaşım, eğer sen de bu varlık hakikatlerini kendi âyinene aksettirip, benim de yüce kişilerin âyineleri gibi parlak ve pürüssüz, hoş bir âyinem olsun dersen, kalbini latif ruhun üzerine koymalı, ona,kâmil bir akıl ile ilim ve irfan cilası sürmelisin.
Cila malzemen saf idrak olursa, kalbin pürüssüz ve aydınlik olur.
Ondan sonra ise, dünya rahatlık ve lezzetinden perhiz ederek nefs-i emmâre kirini silerek kalb ayineni pâk ve latif kılmalısın.
İşte o zaman bütün varlık âlemine ayna olursun.
Hem görürsün, hem görünürsün; hem de Allah azze ve celle, bütün varlık âlemini senin kalp ayinen içinden gösterip, eğer dilersen seni, mülkün tasarrufuna mâlik