Asfalta Sızan Gece Yarısında Kendi Uçurumuna Süren Yaralı Çocuk
8/10
·112 syf.··
2026 218. kitabı
Umay Umay’ın o nevi şahsına münhasır, hırpalanmış, sınır boylarında gezen ve her kelimesiyle insanın içindeki o yaralı kadına dokunan dünyası, Veda Busesi 34 U 442 ile tam bir şizofrenik şiirsel ayine dönüşür. Kitap, bir plakanın soğuk metaline gizlenmiş bir kaçışın, bir araba camından geride bırakılan şehre bakmanın ve her kilometresinde biraz daha eksilen bir ömrün hüzün dolu, dumanlı manifestosudur. O, edebiyatın o steril saraylarında yazılmamış; otoban kenarlarında, loş pavyon ışıklarında, sabaha karşı biten sigara izmaritlerinde ve terk edilmiş otel odalarında harf harf kanatılmıştır. ​Umay Umay, bu ülkenin yeraltı fısıltısını, o bastırılmış hıçkırıkları en çıplak haliyle yazıya döken o asil ve hırçın sestir. Kitabın ismindeki o "Veda Busesi", nostaljik bir şarkı nağmesi gibi dursa da, yazarın elinde jilet keskinliğinde bir kopuşa işaret eder. Yanına eklenen "34 U 442" ise hikâyeyi o asfalta, hıza, kaçışa ve bir daha asla dönülmeyecek olan o İstanbul dehlizlerine sabitler. Bu kitapta edebiyat, süslü bir dekor değil; direksiyon başında ağlayan, saçları rüzgârda dağılmış, göz maskarası akmış bir ruhun en dürüst, en çıplak çığlığıdır. ​Metnin asıl manası ve o göğse oturan bol hüznü, "gitmekle" iyileşemeyen o ezeli insan kırgınlığında gizlidir. Umay Umay’ın kadınları ve adamları, dünyanın o dayatılmış ahlak kurallarına, sahte aşklarına ve steril yalnızlıklarına sığamazlar. Onlar, yaralarını birer nişan gibi göğüslerinde taşırlar. Şehirler arası yollarda batan güneşler, benzinliklerde içilen o soğuk kahveler, teypte dönen kederli şarkılar ve kalpte taşınan o ağır ihanetlerin sızısı... Yazar, acıyı kutsamaz; acının içindeki o vahşi, o ehlileştirilemez asil güzelliği gösterir bize. Büyümek burada da bir çürümedir ve yazar o çürümeye karşı çocuksu, delişmen bir öfkeyle
Duygu ve Düşünce
Veda Busesi - 34 U 442Umay Umay · İthaki Yayınları · 2021894 okunma
10/10
·151 syf.··
2026 58. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 12:00
Kıymetli İskender Pala ne yazarsa zevkle okuyorum. Yürek kaleminiz daim olsun ... Fikir dünyanıza bir katre olacağına eminim, alın ve okuyun derim => Ayine ...
Ayineİskender Pala · Kapı Yayınları · 2019809 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Konusunu birde benden okuyun
10/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 09:42
Konu anlatmak konusunda berbatım ama elimden geldiğince anlatmaya çalışıcam. Birde kitap çok karışık olduğun için oldukça sadeleştirmeye çalışıcam. Kitapta 4 tane kadın var. Elzem; zengin bir ailenin büyük kızı, öğretmen. Oldukça zeki ve bir olayın önünü arkasını düşünerek hareket eden mükemmeliyetçi biri. Itır; Elzemin kız kardeşi. Şiddet meyili olan, en ufak olayda bile sinirden çıldıran oldukça güçlü biri. Doğa; Elzem ve Itırın abisinin eski karısı. Aşırı korkak ve Elzeme çok bağlı. Mara; Elzemin evinde hizmetçi, gözü yükseklerde para düşkünü. Elzemle anlaşamazlar ve birbirlerinden nefret ederler. Elzem ölü doğar ve annesi onun yaşaması için bazı güçlerle anlaşma yapar. Anlaşmadan 24 yıl sonra kardeşi Itır’ın ısrarları ve bazı esrarengiz olaylar sebebiyle Elzem Itır Doğa ve Mara evi terk etmek isterler ama ne yaparlarsa yapsınlar evden uzaklaşmaları mümkün olmaz. Ve o gece anneleri sandıkları ama aslında annesinin bedenini ele geçiren Ruh’un boyut kapısı açmak için planladığı ayine katılmak zorunda kalırlar. Ayinin sonunda ölmeleri gerekirken işler karışır ve 4 kızımız boyut kapısından geçerek Araf ismi verilen klanlarla yönetilen bir yerde bulurlar kendilerini. Ordan çıkmak için yollar ararken çıkışın akademiden geçtiğini öğrenirler ve farklı klanlardan öğrencilerinde içinde olduğu akademiye ayak basarlar. Itır ve Mara’nın klanları olduğu için saygı duyulan öğrencilerden olurken, Doğa ve Elzem’in klanları kayıp olduğu için saygı duyulmaz ve hizmetçi olarak akademide kalırlar ve hor görülüp hayatta kalmaya çalışırlar. ~~~Yorumum~~~ Maral Atmacanın kalemine bayılıyorum. Bu seriyide hiçbir fikrim olmadan aldım. Konusunu bakmadım ve alıntı filan okumadım. Bi süre kitaplığımda durdu çünkü fantastik olduğu için ve kalabalık karakterlere sahip olduğu için okumaya
Medusa'nın Ölü Kumları 1Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 02,042 okunma
Üçüncü Sır
Puan vermedi
"Şu hadsiz kâinâtı şenlendiren, bilmüşâhede (gözle görünen), rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcûdâtı ışıklandıran, bilbedâhe (açıkça), yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyâcât içinde yuvarlanan mahlûkâtı terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve, bir ağacın bütün hey’etiyle (yapısıyla) meyvesine müteveccih (yönelen) olduğu gibi, bütün kâinâtı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muâvenetine (yardımına) koşturan, bilbedâhe, rahmettir. Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir. Ve bu fânî insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedî bir Zâta muhâtab ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir." Ey insan, madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-ı mahbubedir. "Bismillahirrahmanirrahîm" de, o hakikata yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacatın elemlerinden kurtul ve o Sultan-ı Ezel ve Ebed'in tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatıyla ve şefaatıyla ve şuaatıyla o Sultan'a muhatab ve halil ve dost ol! Evet kâinatın enva'ını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp bütün hacatına kemal-i intizam ve inayet ile koşturmak, bilbedahe iki haletten birisidir: Ya kâinatın herbir nev'i kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor. -Bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhalâtı intac ediyor. İnsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir Sultan-ı Mutlak'ın kudreti bulunmak lâzım geliyor.- Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlak'ın ilmi ile bu muavenet oluyor. Demek kâinatın enva'ı, insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir. Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki: Bütün enva'-ı mahlukatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin
SözlerBediüzzaman Said Nursî · Yeni Asya Neşriyat · 20106,9bin okunma
8/10
·472 syf.··
2026 13. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 00:29
Ben seni seviyorum baba. Senden nefret etsem de, seni çok seviyorum. Ölmeni istiyorum. Ölmeni istediğim zaman kalbime bir bıçak saplanıyor. Her gece rüyama giriyorsun. Beni omuzlarına alıyorsun. Boynundan sarkıttığım bacaklarımı tutuyorsun. Kırmızı rugan pabuçlarım var benim. Annemin içine bir toka, bir mendil, bozuk para ve sakız koyduğu bir çantam var. Bembeyaz çoraplarımın ponponlarıyla oynayarak yürüyorsun. Seni çenenden tutuyorum. Parmaklarımı ham yapıyorsun. Gülüyorum, çekiyorum ellerimi. Pamuk helvam diyorsun bana, badem ezmem, kıtır akidem. Senin ölmeni istiyorum baba. Her sabah uyandığımda, zihnimde, üst üste yazıldığı için birbirine karışan iki yazı oluyor. Birazdan kalkacağım ve nihayet babamı yatağında ölmüş bulacağım ve Allahım n'olur, babam ölmesin, babam çok yaşasın, ölmesin! Senden nefret ediyorum baba. Seni yastıkla boğmak istiyorum. Baba seni öyle seviyorum ki, gözyaşlarımla yıkamak istiyorum. Böylesine zıt duygular besliyorum sana karşı. Oysa ben aşktan başka bir duygu beslemek istemiyorum. Ama üzülme baba, bunda üzülecek bir şey yok. Duygular andır, geçer. Duyguları yaşarken sanıyoruz ki budur işte her şey. Hayat, ölüm, varlık, anlam hepsi bu andır, bu anın içindedir. Ama geçiyor baba. Duygu dediğimiz şey, benliğimizin bir yerlerinde belirip kaybolan bir şeyler işte. Geliyor, geçiyor, ama çok ağrı yapıyor.
Alıntı
Yeşil Peri GecesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202011,7bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 47. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 19:45
Metinler arası okumanın zevkini ne zaman tattım tam olarak hatırlamıyorum. Farklı yazarların ruhları ile sohbet etmek, gizli bir dergahta aynı ayine iştirak etmek, tozlu kandil ışıkları altında ruhlarımızı “kan kardeşi” kılmak, daha önce kurulmuş cümlelerin derinliğine yetişmek için benzer eksenli cümleleri bir yapboz gibi bir araya getirmek…nasıl bir ürperti bu...anlatması oldukça güç… Nurdan Gürbilek diye bir ismin var olduğunu…Nurdan Gürbilek’in kaleminde Tanpınar’ın kaleminin solumaya/yazmaya devam ettiğini çok yeni öğrendim…her ne kadar ağacın kökü yerin altında, gövdesi toprakta ve dalları havada ise de, Nurdan Hanım’ın cümlelerinde püskül püskül kökleri, sağlam bir gövdeyi, göğe uzanan dalları ve hatta ruhlar arası koridor ve dehlizleri görebiliyor okuyucu. Metinler arası okumanın zorluğu şu ki birçok isme aşina olmanız gerekiyor. İsmi bilmek yeterli değil, yazdıklarını okumak, anlamak veya anlamlandırmak zorundasınız. Bu bağlamda Tanpınar’a dair satırları okurken kendimi çok ayrıcalıklı hissettiğimi itiraf etmem gerekiyor. Bir okuma eğer sizi özel hissettiriyorsa metinler arası bir boyutta, metafizik ürpertiler içerisinde acı bir Türk kahvesi refakatinde iyi sarılmış aromatik bir tütün içiyor hazzı alırsınız. Karşınızda muhayyel bir deniz…. görmek için değil, önce kaybolmak ve sonra kendinizi unutup yeniden kendinizle buluşmak için gözlerinizden ayrılan bakışlara nezaret edebilirsiniz. Çok mu abarttım. Aslında bir inceleme yazısı değil bu. Çünkü kitabı anlamak için değil zevk etmek için okudum. İsimlere aşina olmadığım için okurken bir yanımın eksik kaldığını itiraf etmem gerekiyor. Ama Nurdan Hanım’ın eşsiz Türkçe kullanımı eksik yanımı onarmadı değil. Bu yazı da bir inceleme olarak değil, bir teşvik ve tergib yazısı olarak kaleme alındı. -
Örme BiçimleriNurdan Gürbilek · Metis Yayınları · 2023157 okunma