Ay bir kızdır, saçını Gece suya taratır. Tanrı bu yer yüzünde Nice aylar yaratır. Ayla o kız bir gece Karşı dağa indiler. Orda gönül denilen Bir otağa indiler. Bulutlar yılkı oldu, İki güzel bindiler. Ay, kız oldu; kız da ay... Birbirine sindiler.
Arka Kapaktan
Hikâyelerimiz gerçeği söylemiyor. Savaşın kazananı olmaz. Çağlar geçer, üstümüzde takımyıldızlar dönüp durur, ayla güneş her zamanki yollarını bitkin takip eder ve biz, biz felakete uğramışlar, biz sevdiğinden ayrı düşmüşler aşkın içimizi titreten şarkısı kulağımızda, huzursuz yatarız düştüğümüz yerde.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sustu. Çenesinden tutarak yüzünü bana doğru çevirdim: Bu yüz, radyo lâmbasının zayıf turuncu ışığında belli belirsiz, çok eski bir rüyada görülen bir yüzün hatırası gibi görünüyordu. Ben bu rüyayı on yedi yaşımda iken görmüş ve onu senelerce şehir şehir, sokak sokak aramış ve daha ilk karşılaşmamızda, göğsüm daralarak: "İşte bu odur!" demiştim. Gözlerin hep böyle taze, hep böyle yeni kaldılar; onları daha şimdi görüyormuşum gibi... - Bu kadarcık ışıkta renklerini fark edebiliyor musun, dedi. Evet, dedim. - Ben de seninkileri, dedi. Sustuk ve birbirimize daha çok sokulduk. Ayni ses, bir başka şarkı söylüyordu. - Sen, dedim; Ömer'in, Ayla'nın annesi, benim karımsın. Başını tekrar omuzuma dayadı. - En çok hangisini seversin? diye sordum. - Seni dedi. Sesi rüyalı ve çok hafifti: Ya sen? diye mırıl-dandı. - Ben de seni.. dedim.
Sayfa 122·Kitabı okuyor
Yanıma oturdu ve: - Ayla, dedi. Haydi babana kahve yap; iki kaşık kahve, yarım kaşık şeker; iyice kaynayacak... Ömer sen de testiyi dolduruver çocuğum... Onlar çıktılar. Gözlerimi arıyordu. İçimde bir şey ürperdi. Kendimi zorladım, gözlerine baktım; fakat hayır: Mavi munis ve dost gözler... Bunlar her zamanki gibi şüpheden, huzursuzluktan bir kırıntı bile taşımıyorlar. Bu gözler bana daima gülümserdi. Ah, sen niçin böylesin? Şu olanları sezsen, kızsan, hattā bana ağır şeyler söylesen, bir şeyler yapsan, bu işin muhasebesini, münakaşasını yapsak.. haklı olmadığımı biliyorum, suçlu olduğumu biliyorum; fakat hiç olmazsa beni müdafaadan bu kadar mahrum bırakmasan... Sonra mademki bir şey sezmedin, niçin çocukları odadan çıkarıyor, niçin gözlerime böyle bakıyor, böyle her şeyi bilir gibi gülümsüyorsun?
Sayfa 119·Kitabı okuyor
- Sabiha, Sabiha'ya, Sabiha'dan... ne oluyorsun kuzum, Allah aşkına; sen başka laf bilmez misin? Ayla odadan çıktı. - İyi ama, bunda kızacak ne var? Kızacak ne varmış? Peki, öyle ise hep Sabiha'dan bahsedelim: (Ne pervasız hali var, değil mi? Pervasız, fakat mütehakkim... Simsiyah gözleri ne kadar iri, değil mi? Iri ve pırıl pırıl... Kalın ve nemli dudakları ne kadar kırmızı değil mi? Onları araladıkça ben, bağırmak, gülmek ve ısırmak istiyorum... Anladın mı? Şimdi de, bunda kızacak ne var diyebilir misin?) Dudaklarım titriyordu. Boğazım kurur gibi olmuştu. Avuçlarımın içi yanıyor ve ben bağıra bağıra ağlamak istiyordum.
Sayfa 118·Kitabı okuyor
Barbo'nun şaşkınlığı
"Ahu yenge, tam olarak Timur Komutan'ımda ne buldunuz?" "Adam, Ahuzar için tüm İstanbul'u ayağa kaldırdı. Kanpusu adını her yere kazıdı," diyen masanın ucundaki Cengiz'di. "Sizin tim arkadaşınız. Onu daha iyi tanıyor olmanız lazım. Bu da soru mu şimdi?" "Valla ben tanımamışım." dedi Barbaros anında, "Yeminler olsun, yıllarca sırt sırta silah tuttuk ama ben bu adamı tanımamışım. Ağzını açıp, ettiği iki kelamdan biri küfürken bu adam nasıl evlendi, oğlum?" Yanındaki Zülfikar'a dönmüş, isyanını ona dökmüştü. "Bu nasıl mümkün olabilir? Adam konuşmuyordu, lan?" Zülfikar aynı isyanları duymaktan bıkmış gibiydi. "La, oğlum, bu adamın bu seviyeye gelebilmesi için konuşması lazım." diye isyanını sürdürdü Barbaros. "Konuşmadan böyle olunur mu lan?" Timur ne denli sessiz kaldıysa hiçbiri şaşkınlığını atamıyordu. En çok da Barbaros. "Konuşuyor ki," dedim. Bu defa hepsi şaşkındı. "Ne konuşuyor?" dedi Süleyman. "Misal?" dedi Aybüke. "Ay, ben de merak ettim," diyen Gökçen'di. "Azıcık anlat, lütfen." Murathan hep bu anı beklemiş gibi keyifle baklava yiyordu. Yusuf Ali, Timur'un kinini anladığından olsa gerek bu sefer onun göğsüne tünemiş, bir eliyle amcasının yanağını okşayarak, yatıştırmaya çalışırken diğer eliyle gizliden Güneş'in elbisesinin uçlarıyla oynuyordu. "Lan, Tönge," diye keyifle bağırdı Doruk. "Adamlara ne yaşattın? Hepsi şaşkınlık içinde." Mukbil kendince bir çıkarım yapmıştı. "Dostum, adam ekip lideri olana kadar bizi bile ciddiye alıp konuşmadı. Hepimiz bize emir versin diye peşine koştuk. Kendi ekibine on katını yaptığına eminim. Sence şaşırmaları normal değil mi?" Tim üyeleri daha çok şaşırdı. "Ekip lideri mi?" dedi hepsi aynı anda. Bunu bireysel olarak en net şekilde dile getiren Aliş oldu. "Kim? Timur Komutan'ım mı ekip lideriydi?" Kızılgerdan ekibi