cafer bintepe

cafer bintepe
@aylakzeus
Çok kuşum vuruluyor, can sıkalım istersen.
Dokuz Eylül üniversitesi, sbö
4 okur puanı
Mart 2017 tarihinde katıldı
Bugün De Oturdum Ölümü Düşündüm
Bugün oturdum ölümü düşündüm Kirli, acı bir su gibi yürüdü içimde Dokunduğum, gördüğüm her şeye sindi Ürperdim, korktum ve biraz şaşırdım Bugün oturdum ölümü düşündüm Yağmur altında ya da karanlıkta Bir başıma kalmış gibi. Sevgilim böylesine alımlıyken Güz kuşlarının güneye doğru akıp gideceği yol İyice belirmişken gökyüzünde Onarırken, sararken hayat Çocukların incinmiş gülüşlerini Artık her park yeri bir apartman inşaatı Her sokak bir otomobil nehriyse de. Bugün oturdum ölümü düşündüm Soğuk camlara dayayarak yüzümü Kuşağımın acısını, kefenlenen gençliğimizi Yaşayan ya da artık yaşamayan dostları Bugün oturdum ölümü düşündüm Örterek yüreğime kara bir tülü. Bugün oturdum ölümü düşündüm Kapkara bir gece penceremi dalarken Öleceğini bile bile karşı koymanın onurunu Yiğitliğin, özverinin, sevginin Arkadaşlarımın yüreklerinden çıkan özsuyunu. Bugün oturdum ölümü düşündüm Bir darağacında ya da yolda yürürken Bugün oturdum ölümü düşündüm Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken Ahmet Erhan
Reklam
Süleyman
umutsuzsun muhtemelen yağmur yağacak anladım nisan! başka yere gidemediğin için burdasın başkası olmadığın için kendi bir kadının terli koynunda feodal erkek yalnızlığın ancak mezara gömersin korku senfonisi ıslığınla bütün komşular esmerliğine düşman aşkın yol yordam bilmezi yüreğine dayanırlar Süleyman bütün şiirleri üstlenirsin fiili meçhul birisin başkasına yeten yetmemiş sana kışın kesin zatürree örenci kahvelerinde potansiyel çay bardağı! kaçman yazıklanışın üstelemeyişin susmasa bir zaman gözlerinde kallavi bir sitem dokunur kendine uçurumlanır barışıklığın bir zaman yorulursun hayat yorucu
Yılan
Her şey biraz öyledir: açtık ve solduk Yapraklarımızın yontulmamış topaz renginde Çocukla gülün, gülle geçmişin Karışık tenimizde sesi Koyu kırmızı sesi Her şey biraz öyledir: açtık ve solduk. Belki sonra unuttuk, mevsimler de değiştirmedi yılanı Yılan değişse bile Durdu bir helezon gibi gömleği Sırtı yontulmamış topaz renginde. Dalgınız şimdi İçinde yağmurlar yağmurlar... Edip Cansever
Aynı Adam
Tozludur saçlarım, saçlarımdan devrilmiş sarayların dumanları savrulur yüzüm yanıktır yüreğime bir karanfil sokuludur ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı benim göğsüme göğsüme vurup durur. Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum bahar da sürgülenir içime katranlar da hem koşarak yarattığım sevgiler vardır hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum. Beni sular kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular umutlu sakinlikleri lohusalıklarıyla. Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum kökten dallara yürüyen sular gibi yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye torna tezgahlarında demir. Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri kanla dolar pazuları tarladakinin hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.