• Ufaklık okula gitmeyecekti. Eğer, "ister gel, ister gelme" okulu var ise, oraya gidecekti. Sorusu olan ve cevap arayanlar bu okula gidecekti. Biz ufaklık ile gidip, "Hocam bir sorumuz var," diyecektik. Hoca bize, "Haydi sor sor!" diyecekti. Biz de, "Hocam, yılanbalığı yılan mıdır, yoksa balık mıdır?" diyecektik.
  • “Sabahleyin uyanır uyanmaz aklımdaydın.Güldüm.”
  • “Önce kafasını gösterdi:
    — Kafa dediğin eskir, ihtiyarlar, ölür bile insan ölmeden, dedi.
    Sonra kalbini gösterdi:
    — Eskimeyen, eksilmeyen şey buradadır.”
  • Bizim, Peygamberi ısırmasın diye ayağını yılan deliğinin üstüne kapatan Ebu Bekir'imiz, suikastı haber alınca Peygamberin yatağına yatan Ali'miz var. Son yudum suyu birbirlerine gönderip susuz şehit olan sahabelerimiz var. Bizim.
  • Allah o kadar güzel bir vücudun içinde hıyanet saklamaz a. Kim bilir? En güzel çiçeklerin arasında yılan bulunuyor.
  • Bunca imkâna, elde olana, fırsata rağmen özünü korumak, kendini özümsemek. Kaçmak kötü olan her şeyden.
    Tüm küfürleri bilip kullanmamak gibi. Ne tatlı kaosun dışında kalanlara...
    “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” demek değil bu, özünde eritmek tüm hırsı, kini...
    Uymamak zalime, diktatöre, elinde taş olana.
    Ne hoş, hiçbir kötülüğe bulaşmamak.
    Adaletten şaşmayıp insan kalan,
    sevgiden ayrılmayıp insan kalan,
    ne hoş öyle!
  • Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat.

    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

    Hasretin alev alev içime bir an düştü,
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.

    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
    Göğsümüzden umutlar bican düştü,
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri.

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
    O mücella çehreni izleseydim ebedi,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.

    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
    On asırlık ocağın savururdum külünü.

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.

    Badiye yaylasında koklasaydım izini,
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü.

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

    Madeni arzuların ardında seyre daldım,
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
    Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.

    Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin.

    Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.

    Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
    Nazarın ok misali karanlıkları deler.
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.

    Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
    Anneler çocuklara hep seni içirecek,
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...

    Nurullah Genç
  • Kitaplar üzerine:

    Kitap,',sadece boş zaman değerlendirme aracı değildir. Çok daha önemli bir işlevi vardır: Düşündürür!
    Yaşamın içinden örnekle, bir yazar alıntısı ile ifade edecek olursam : “Eğer altıncı yaşlarının sonuna doğru, tüm ülkelerdeki, tüm çocukların kütüphanelerde yaşayarak hemen hemen ozmos (geçişme) yoluyla öğrenmelerini sağlarsak, işte o zaman, uyuşturucu, sokak çeteleri, tecavüz ve cinayet rakamlarınız sıfıra yaklaşacaktır. ”Ray Bradbury, Fahrenheit 451 kitabından aldığım örnekle sanırım salt düşündürmediğini somut eylemler hedeflediğini ve yapabildiğini gözlemleyeceksiniz.

    Romanlar, öyküler, masallar, gezi ve şiir kitapları, anılar, Bu kitaplar kolay okunur. Dinlendirir, düşündürür, duygulandırır. Okura ilk etapta tavsiye edebileceğim, önereceğim sıralamadır. Profesyonel okuyucu değilse ve kafasında henüz ne okuyacağı yoksa sıralamam genelde bu şekilde oluyor.
    Eğer okumayı sevdireceksek bu çocukluk çağında başlamalı.
    Okuma alışkanlığı, ailede başlarsa asla okumayı bırakmayacağı ve sürekli okur pozisyonun da olacağı kaçınılmazdır.
    Kitaplar öyle bir bellek ki, yazıldıktan sonra asla değiştirilemiyor ve seneler geçse de öylece okurunu bekliyor.
    Okumanın bir de izan farkı vardır. Bir özdeyişle açıklamaya çalışırsam misal
    arı su içer bal akıtır, yılan su içer zehir akıtır. Kimisi Kafka’nın “Değişim” kitabından sadece böcek olmayı ve iğrençliği, öğrenir öyle algılar Kimisi küçük burjuva yaşam tarzı hastalıklıdır ve dönüşüm böcekleşinceye kadar sürer diyerek toplumsal bir isyanı algılar. Salt okumak değil bilinçli okumak tercihimiz olmalıdır.
    Bir de hiç kitap okumadığı ile övünen cumhur başı örneğin var. Topluma sirayet eden cehalet onda bütünleşerek bu cümlesi ile ete kemiğe bürünmüştür. Çok önemlilerini danışmanları okuyup, RTE’ye aktarıyorlarmış, herkesin danışmanı olmadığına göre, çok önemli veya önemsiz diye nasıl ayrıştıracaklar? Çok veciz içerikli yazı oldu ama dayanamadım yukarıda bahsedilenlere göre çok müthiş bir önerme var aklıma geldi yazmadan geçemeyeceğim:
    ''Ey insan, oku beni. Oku ki içimdeki karanlıklar aydınlansın. Ben okundukça kitap, sen okudukça insansin.''
    Gelecek hafta ülkemizdeki ismi “Çocuk Kitapları Haftası” dünya da ise “Kitap Haftası” olarak geçiyor. Amerikan İzcileri Kitaplık Yöneticileri ilk kez 1917 yılında bir kitap haftası düzenlemeyi önerdiler. Aydınlar, yazarlar, yayıncılar önerinin benimsenmesi için çalıştılar. Bu çalışmalar sonucu Kasım ayının ikinci haftası dünyanın birçok uygar ülkesinde Kitap Haftası olarak kabul edildi. Bu hafta, daha sonra bizde de Çocuk Kitapları Haftası olarak kutlanmaya başlandı. Bu hafta içinde ve sonrasında hediye kitaplar verelim, bu kitaplar üzerine konuşalım. Sevdiğimizle aynı kitabı okuyup üzerine konuşalım, algı farkımızın farkına varalım.farkımız bilincimiz olsun.
    Dostlukla, sevgiyle, kitapla kalın.

    Gürbüz Deniz
  • Defalarca güvenip inandık. Çünkü saftık. İyi kandırıldık. Sonra mı ? Sonrası da orda işte. Hep canımızı yaktık. Şöyle bir söz okumuştum; “ yılan sadece derisini değiştirir, huyunu değil.” Ne kadar haklı bir söz. Değişen deriye aldanıp huyun her zaman aynı kaldığına defalarca şahit olduk. Huylu huyundan ne yaparsanız yapın vazgeçmez. Şu saatten sonra huyu da batsın, suyu da. işten çoktan geçti.