Bu şehrin en meşhur rakısı lodos.
Balıklar, martılar, bulutlar…
Ve hatta saçlarım bile sarhoş.
İçiyorum Ayasofya’nın kubbesinde
Altı kanatlı dört melekle.
Şerefine İstanbul,
Konstantinopolis, Bizantion, Neva Roma
Şerefine,
Ya da adın her neyse…
Tıpkı deha gibi, erdem de öğretilemez. Erdem konusunda edinilen bilgi kısırdır; sanat konusundaki teknik yanlar gibi, sadece bir araç olarak kullanılabilir. Ahlak felsefelerimizin ve ahlak sistemlerimizin, erdemli, yüce ve ermiş insanlar yaratacağını sanmak; estetik üzerine yazdığımız kitapların, şairler, herkeltıraşlar, ressamlar ve müzisyenler yaratacağını sanmak kadar saçmadır.
Kasabın keseceği hayvanı göz ucuyla aralarından seçtiği sırada, çayırda dolaşıp duran koyunlar gibi biz de, mutlu günlerimizde, belli bir saatte, alınyazısının bize hazırladığı kötü oyunun ne olduğunu bilmiyoruz. Hastalık mı, zulüm mü, mahvolup gitmek mi, sakatlanmak mı, kör olmak mı, delirmek mi, bilmiyoruz..
Yakalamak istediğimiz her şey başkaldırıyor bize; her şeyin yenmek zorunda olduğumuz, düşmanca bir iradesi var.. Nitekim, insan hayatının, yoksulluk ve can sıkıntısı gibi soyut felaketlere karşı açılan bir savaş olmakla kalmayıp, aynı zamanda öteki insanlara karşı açılan bir savaş olduğu da anlaşılıyor.
Her yerde bir düşman çıkıyor karşımıza; hayat, silah başında öldüğümüz sürekli savaştan başka şey değil.