Yazarın okuduğum ikinci kitabı olan Şıpsevdi, her sayfasında beni merakla alıp başka dünyalara götüren eşsiz bir başyapıt. Kıymetli edebi servetimiz olan Gürpınar'ı bu kadar geç keşfetmiş olduğum için, ilgilisine neden bu kitabı okumalı diye nutuk çekmekte kendimce haklı bir yer edinmiş olmam sebebiyle kitabı analiz etmeye karar verdim.
Şıpsevdi kitabının yazıldığı tarih olan 1901-1908 tarihleri arasında Modern Türkiye'nin henüz kurulmamış olduğu Osmanlı Devletinde neler olduğunu temel olarak bilmek faydalıdır, çünkü o zamanın etiketi olan ''Alaturka saatten alafranga saate geçiş eğilimi'' baz alırsak, modernleşmeye çalışan bir Osmanlı Devleti'nde yaşayan ''elit'' tabakayı etkisi altına alan Fransız okullarında alınan Fransızca eğitimin (Galatasaray Lisesi) döneminin bireysel bakış açısına da etkisi oldukça büyük.
Ana karakterimiz olan Meftun, işte böyle bir geçişin getirdiği modernleşme çabasının etkisiyle, döneminin önemli dillerinden olan Fransızcaya ve bu dilin getirdiği dünyanın kendisine sunduğu yeniliklere aklını kaptırmış bir meczup olarak karşımıza çıkıyor. Meftun ile meczup kelimelerini birbiriyle paralel kullanmamın sebebi bu karakterimizin Avrupa geleneklerine meczuplaşmasından kaynaklanıyor. Yaşamakta olduğu dünya ile kafasında kendine yaratmaya çalıştığı iki farklı anlayışın içinde sıkışan, ama bu sıkışmanın asla farkında olmayarak; aksine çevresini bu sıkışmanın içine almaya çalışan tezat bir karakter oluşumunun vücut bulmuş hali oluyor.
''Alafrangalık nasıl öğrenilir?...Oralarda bulunmayanlar bu görgü kurallarını nasıl öğrenebilirler?...Meftun bu hususta çok düşündü...Uzun uzadıya düşündükten sonra bu güç işin öğretim ve öğrenilmesini kolaylaştırılması konusunda bir eser yazmaya karar verdi.'' Kitaptan aldığım şu kesit ile, Meftun karakterimizin
ŞıpsevdiHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,421 okunma