BİLGİYİ BİLDİRENİN ROLÜ...
(...) Kaba idealizm, şuur her şeyi kendi içinden kuruyor der; kaba sosyolojizm, şuur çevrenin ürünüdür der. İBDA ikisini de aşar: ruh, şuurun kaynağıdır; fakat şuur, âlemde, bedenle, zamanla, mekânla, toplumla ve tarihle münasebet içinde görünür. Bu yüzden şuur, hem verilmiş bir ruhî kaynak taşır, hem de oluş içinde kendini gerçekleştirir. Fert, bilgiyi kendi ruhî keyfiyetinde bulur; fakat bu buluş, çevresiz, dilsiz, tarihsiz olmaz. Toplum ve çevre bildirir; fert, bu bildirilen içinde kendini bulur. Fakat ruh, eşya ve hâdiseyi sadece aksettiren pasif bir ayna değildir. Dış dünyanın uyaranlarına karşı “ben” şuurunu gösterici tepki verir. Yâni fert çevreyle uyanır, fakat çevrenin ürünü olan pasif bir madde değildir. Buradaki “bildiren”, ilk bakışta çevredir; fakat İBDA bağlamında çevre yalnız sosyolojik ortam değildir.“ Bildiren”in tabakaları vardır: dil bildirir, tarih bildirir, toplum bildirir, örnek şahsiyet bildirir, peygamber bildirir. Bu hükmün en yüksek metafizik karşılığı “Hakikat-i Ferdiyye” bahsidir. Fert, kendi ferdî oluşunda insan keyfiyetinin temsilcisidir; fakat bütün fertlerin hakikati, “tek fertte tecelli eden hakikatin” kadrosu olarak Allah’ın Sevgilisi’ne bağlanır. Dolayısıyla fert, kendi hakikatini bilebilmek için ferdin hakikatine, yani Allah Resûlü’nde temsil edilen mutlak ölçüye nisbetlenmek zorundadır. Bu yüzden cümleyi şöyle açabiliriz: Fert, kendisine varlığı, dili, zamanı, ölçüyü, doğruyu ve gayeyi bildiren bir nisbet zemini olmadan ne kendini, ne çevresini, ne de hakikati yerli yerince bilebilir; ama bildirileni kendi ferdî oluşunda idrâk ve tatbik ettiği ölçüde de şahsiyet olur. __Bildirme; isim vermek, ölçü vermek, eşyayı tanıtmak, neyin doğru, neyin yanlış, neyin ihtiyaç, neyin vazife olduğunu göstermek demektir. İnsan,
Epistemoloji
Beni bu yanımla betimlemen inan bana ayna olmaktan başka yaptığım bir şey olmadığındandır.
Reklam
Bir olayın kendisinden çok, ona nasıl yaklaştığımız anlatır bizi. Karşılaştığımız durumlara verdiğimiz tepkiler, kurduğumuz cümleler, seçtiğimiz sessizlikler ve yüklediğimiz anlamlar; iç dünyamızın görünmeyen izlerini taşır. Çünkü insan, yaşadıklarından ziyade yaşadıklarını nasıl yorumladığıyla şekillenir. Bu nedenle her yaklaşım, ruhumuzun derinliklerinden yansıyan bir ayna gibidir; düşüncelerimizi, duygularımızı ve karakterimizin inceliklerini fark ettirmeden dış dünyaya yansıtır.
Alıntı
Bir utanç kaplıyor ruhumu Bir ayna tutulmuş bana Bakmaktan aciz Kaçmaktan da yoksunum Bir utanç bu kaçamadığım
Kitap okumak; kendinden kaçış değildir, benliğinden uzaklaşmak da değildir. Sürüklenen her yerde kendinden bir parça bulmaktır ve belki de parçaları bulup bir araya getirip bütün bir BEN olmaktır. Her sayfada kendinle temastır, okumak...nihayetinde benliğinden uzaklaşmak değil, kendine yakınlaşmadır..
"Gökyüzünü kaybetmiş bir kuş gibi üzgün, yorgun ve kırgınım hayata."
Reklam
Reklam