Araştırmacılar deneklere sevdikleri parçaları dinletip o anda beyinlerinde uyarılan bölgelerin görüntülerini çıkardıklarında nükleus akkumbens, hipotalamus ve ventral tegmental bölge adı verilen üç farklı yapının aktif hâle geldiğini gözlemledi. Aslında bu bölgeler beyindeki dopamin adı verilen, sinirler arası iletişimi sağlayan ve psikolojik durumu etkileyen bir molekülden etkilenir.
Yaşamak diye gittim kaç kez unutup zamanı
Önümde bir tabut ardımda bir mezarlık.
Ayna kırıldı. Işık yok. Yalnızlık bitti.
Sen en büyüksün ey kutsal kalabalık!
Ardıç ağaçları... Bana da bir kuş, kaderinizden
Yoksa yapraklarınızdan bir musalla taşı...
Aynanın karşısında beş yıl sonra bu hâline özlem duyacaksın. Şu anki yüzüne, şu anki bedenine, şu anki yaşına bakıp, "Keşke kıymetini bilseydim" diyeceksin. Bu sebeple şimdiden güzel olana şükret. Her zaman mükemmel olmak zorunda değilsin...
Doktora gidiyorum, şikâyetimi dinliyor, tetkikler yapılıyor. Diyelim teşhis apandisit. Ameliyatla iyileşiyorum. Somut kanıtlar tıbbın bilimsel ifadesi. Psikiyatrinin tıptan doğmasıysa kötü bir bir mutasyon. Klinik psikoloji hilkat garibesi. Reçete yazabilen psikiyatrlar ile özellikle zekâ testleriyle donanmış psikologların mesleki varlıkları bilimsel temellerden yoksun. Psikiyatri, tımarhanelere atılanları 19. yüzyılda zincirlerinden azat edip, ruhsal sorunlarına konuşarak yanaşmışken, günümüzde ilaç sanayisinin reçete katipleri durumundalar. Bize yol gösteren, yolumuzu bulabilmemizde ayna tutanlar ise yalnızca küçük bir istisna.