"D’den becerim karşılığında bir komisyon rica ettim. Adil olan buydu; çünkü her gün canla başla çalışıyor, aynı ses siz bakış yöntemine başvurarak ayna karşısında ya da okuldan arkadaşlarımla alıştırmalar yapıyor, arkadaşlığı mı koz olarak kullanarak onlardan sandviç ya da dergiler koparıyordum.
Anlatmaya devam etmeden önce derdimin safi maddi olmadığını belirtmem gerek. Aynı zamanda da insan yüreğinin zaaflarını keşfetmek için erken bir teşeb büs, bir tür adalet arayışıydı."
Belki de bizler, birbirini gören aynalar gibi, ancak birbirimizin yansımasıyla var olabiliyorduk. Eğer o ayna kırılırsa, yansıma da biter, biz de yok olurduk. Yaşadığımızı sanıyorduk, oysa sadece bir hikayenin satırları arasından geçip gidiyorduk...
Zaman boşluğunun önünde yürek boşluğu: karşı karşıya, birbirlerine yokluklarını yansıtan iki ayna, aynı
hiçlik görüntüsü... Hayalperest bir budalalığın etkisi altındaymış gibi, her şey aynı seviyeye gelir: artık doruklarda yoktur, uçurumlar da... Yalanlardaki şiir, bir muammanın dürtüsü artık nerede keşfedilir?
"Şimdiye değin nasıl yaşadıysan, gene öyle yaşayacaksın sanırsın. Sonra beklenmedik bir anda biri çıkar gelir. Etrafındaki kimseye benzemez. Kendini bu yeni insanın aynasında görmeye başlarsın. Var olanı değil, sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır o. Ve sen bunca zaman aslında hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığını, bilmediğin bir şeye hasret çektiğini anlarsın. Şamar gibi iner hakikat suratına. Sana içindeki boşluğu gösteren bu kişi bir pir, üstad, arkadaş, yoldaş, eş ya da bazen bir çocuk olabilir. Önemli olan seni tamamlayacak ruhu bulmandır. Her peygamberin verdiği öğüt aynıdır: Sana ayna olacak insanı bul!"