Köyü, gelincik tarlasını, yuvasını, gölü, fundalıkları, sabahların çiğli serin meyvelerini düşündü.
Bunlar, bütün bunlar yok muydu. Varlarsa nasıl oluyor da onu terkediyorlardı. Bütün o oluşların içinde bir yeri, başkalarının onsuz yapamayacağı bir yerciği yok muydu. Kendisiz nasıl devam edecekti her şey. Acaba öldükten sonra da bunlar var olmaya devam edecek miydi. "İster misin" dedi, bütün her şey benimle birlikte var olsun ve ben yok olunca onlar da yok olsunlar. Her şeyin yalnızca benim için yaratılmış olması mümkün mü. Benim minik hayatımın dekoru bunlar. Erişemediğim uzaklıklar, varlıklarından habersiz olduklarım. Tümü. Hayır hayır öleceğim ve hepsi acımasızca ve ben hiç olmamışım gibi yaşamaya devam edecekler. O halde neydi önemli olan. Anlayamadığım ne. Niçin doğdum, ağaçları ve yapraklarını, kuşları, gölü ve köyleri, insanları bu kadar zaman niçin gördüm, niçin onlarla beraber oldum.
Bilinmedik bir anda bitmek. Nice ırkdaşlarının irili- ufaklı yok olduklarını, vurulup yerlere kapaklandıklarını ve köpeklerin ağızlarında avcılarına taşındıklarını görmemiş miydi. Ona rağmen yaşayıp gitmişlerdi, böyle bir şey olmamış gibi.
Bir mü'min olarak herkesin yaptığı gibi yapmayı kendimize yakıştıramayız. Biz herkes değiliz, biz mü'miniz. İnsanların uyguladığı örfler onları bağlayabilir, bizi Şeriat'ımız bağlamıştır. Evlilik ve benzeri bir işimizde Şeriat'ımıza göre yaşamadıktan sonra ne zaman farkımız belli olabilir?