Yağmalama, iğfal, katliam günlük, sıradan olaylar olmuştu. Ama daha da kötüsü şuydu: Bayağılaşma, hainlik, alçaklık da diz boyuydu. Artık bir başkasına inanmak imkansızdı. İnsan can dostundan kuşkulanır, komşusuna kin duyar olmuştu.
"Bizi bu hallere düşüren şey korkuydu. Birileri geldiler, korkularımızdan faydalanıp üzerimizde hakimiyet kurdular. Hala da korkutuyorlar. Şunu aklına iyi kazı ana: İnsanlar korkmaya devam ettikçe bataklıktaki böceklerden farksız olacaklar. Artık cesaretimizi toplamalıyız. Zamanı geldi!"
"Ölümün en iyi dostunun savaş olduğunu söylerler, bu konuda size farklı bir bakış açısı sunayım. Bana göre savaş, sizden imkansızı başarmanızı bekleyen yeni patronunuz gibidir. Omzunuzun tepesinde durup sürekli aynı şeyi tekrarlar:"Bitir, bitir. "Dolayısıyla daha çok çalışırsınız. İşi bitirirsiniz. Ama patronunuz size teşekkür etmez ve daha fazlasını ister."
"...Ve yine günümüzde histerik bir şekilde hayatta kalmanın yerini alan salt, sağlıklı hayat; ölüye, hortlak olan bir şeye dönüşmüştür. Bundan dolayı artık bu çağda, yaşamak için fazla ölüyüz ve ölmek için de fazla diriyiz."