Gerçekten insanlarda zerre kadar akıl ve hikmet olsaydı, değil ebedi bir hayat aramak, hatta bu miskin ve geçici varlıklarına bile katlanmayarak, sonu elem ve eyvahtan ibaret olan ve ancak delilerin giydigi hayat külahını yokluk sultanına iade ederlerdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ben küfürle imandan, kabulle inkârdan, onayla şüpheden meydana gelen karışık bir şey olmuştum. Kalben inkâr ettigimi akılla onaylar, akılla reddettiğimi kalben kabul ederdim. Bir fikri ne kadar sağlam esaslarla kurarsam kurayım şüphe ejderhası bir sarsışta yıkıyordu.
Bari kesin inkarla hiç olmazsa rahat bir noktada kalabiliyor muydum? Ne gezer! İnkâr başka şey, şüphe yine başka! Şüphe ejderhayı tüm kesin düşüncelerin düşmanıydı. İster kabul olsun ister inkâr olsun, kesin olan hiçbir seyi kabul etmiyordu.
İnsanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor. Özenle yazıyorsun, apaçık belli oluyor anlattıkların. Sonra silinip gidiyor.
Karşılaştığım her insana anlatmak istiyorum. Küçükken gördüğüm buhar tutmuş her cama yazı yazmak isteği gibi...
Rüyalarım zihnimi meşgul ediyor. Aynı şeyleri görüp duruyorum epeyce zamandır. Ulaşmak, yakalamak istediğim birileri, bir şeyler var ama hep geç kalıyorum. Tam varmışken gidiveriyor o şey.
Kalkan bir otobüs oluyor, kapanan bir kapı oluyor, kalabalığa karışıp bir daha göremediğim biri oluvor...