"Gerçek bazen daha büyük bir yalnızlık getirir." S.353B
Bazen bir kitap hiç bitmesin isteriz,guzel bir rüyadan uyanmayı istemediğimiz gibi. Sayfalar uzasın gitsin ve biz kurgunun koridorlarında kaybolalım. Rüyalarımızda gizemleri çözmeye başlayıp fikir yürütürken bambaşka çıksın gerçekler,tabi gerçek diye bir şey varsa.
Murakami beni her zaman şaşırtmayı başaran ve roman bittiğinde tadı damağımda kalan hep yazsa dediğim ve şükür ki hep yazan bir yazar. Büyülü gerçekçilik ile gerçeklik dengesini kurmayı çok iyi bilen 848 sayfanın bir sözcüğü bile doldurma olmayan içinde bir dolu müzikle romana eşlik eden bir o kadar da başka romana değinen bir romandı Kumandanı Öldürmek. Edebi, görsel ve işitsel bir şölen eşliğinde köşenize çekilmek bazen görünenlerin de ötesi olduğuna inanmak isteyeceğiniz bu roman iyi ki karantina günlerinde okudum dediklerimdendi. Birbirine paralel kurgularla ilerleyen romanın adsız karakteri ressam, inzivaya çekildiği evin asıl sahibi de. adsız ressamın Kumandanı Öldürmek adlı tabloyu bulmasıyla başlayan gizemli olaylar serisi roman boyunca sürüyor. Ormandan gelen gizemli sesler, karşı tepedeki beyaz gösterişli evde oturan adam ve olaya dahil olmasıyla birlikte dallanıp budaklanan olaylar, genç sessiz kimseyle konuşmayan bir kız öğrenci, beyaz Subaru Forresterlı adam, yüzü olmayan adam, kumandan, ressamın ölmüş kız kardeşi ve dahası.Hepsi de kendine has hikâyesi ve kurguya katkısıyla ayrı ayrı dünyalara çıkardı yolumuzu. Biz olayların birbiriyle ilişkisini kurmaya çalışırken
Kafka'dan T.S. Eliot'a, Dostoyevski'den Lewis Carol'a, Fitzgerald'den Mavi Sakal öyküsüne (Kurtlarla Koşan Kadınlar'da okudum ben bu öyküyü)ve daha birçok romana selam gönderiyor yazar. Derken George Orwell'in 1984'ü yazdığı adaya davet ediliyoruz. Bu anlamda edebî