"Tekelcilik yapan bütün piskoposluk meclisi üyeleri pataklanmayı, yakalarından tutulup pirelerinin silkelenmesini, kenelerinin ayıklanması için derilerinin yüzülmesini hak ediyor. Şerefsizlikten bir an olsun çekinmeden manastırlarınızda hırsızlama elde edilmiş tahılları istifliyorsunuz, zavallı aile babası hiçbir şey bulamayıp karısıyla çoluk çocuğuyla açlıktan ölse de. İşte bu yüzden fiyatlar bu kadar yükseliyor. Her şey ateş pahası! Muhasebe defterlerinize yuvarlanmış rakamlar yazıp sadece ufacık meblağlar veriyorsunuz borç olarak. Doluyu, donu, kuraklığı ellerinizi ovuştura ovuştura neşeyle karşılıyorsunuz. Ruhban sınıfının aşırı bolluğu midemi bulandırıyor! Korumaları gereken kuzularla karınlarını doyurduklarını görmekten tiksiniyorum."
PKK, "kadın ve çocuk hakları" adı altında saç örme propagandasını başlattı.
Bu propagandaya ayak uyduranlar arasında sözde sanatçı kimliğinin ardına saklanmış olanlar da var, kamuya sızmış tipler de. Ve bu isimler adeta aklımızla alay eder gibi hâlâ tek dertlerinin kadın ve çocuk hakları olduğunu iddia ediyorlar.
O hâlde soralım: PKK tarafından kaçırılan ve tecavüze uğrayan kız çocukları için ne yaptılar?
Şehit Aybüke öğretmen için hangi tepkiyi gösterdiler?
Daha geçtiğimiz günlerde PKK/ YPG'nin esir aldığı 126 çocuk kurtarıldı. Yaşadıkları işkenceleri bizzat anlattılar. Küflü ekmek verip elektrikle işkence ettikleri çocuklar yeterince uymuyor muydu özgürlük tanımlarına? O çocuklar için ne yaptılar?
Bedirhan bebek ve annesi Nurcan şehit edildiğinde hangi meydanda "kadın, yaşam ve özgürlük" diye haykırdılar?
Hiçbir zaman dertleri kadın ve çocuk olmadı. Asıl mesele PKK/YPG propagandasına içeriden verilen destekti.
Halkın vergileriyle okuyup, halkın ilgisiyle para kazanıp, sonra aynı halkın milli degerlerine el ve dil uzatanların pozisyonu ahlaki değildir. Hoş dertlerinin ahlak da olduğunu zannetmiyorum zaten. Teröre karşı net duramayan, mağduriyetleri seçerek sahiplenenler bu propagandanın parçası hâline gelir. Aksini iddia eden, yorumlarda boş boş bana karşı çıkan ya da bu sözümden gocunan da "Türkiyeli dümbüktür."
Bu haksızlığa karşı çıkmayı siyasetle bağdaştırıp, ses çıkaranlara "bu uygulamayı mahvediyorsunuz" diyenlere de aynı şekilde iki çift lafım var: bu bir siyaset değil vatan, namus meselesi. Buna sessiz kalan da bizim nezdimizde aynıdır.
Vatan namustur. Namusumuza el uzatan namussuzların karşısında durmayı da atalarıma borç bilirim.
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun
Kanatlarımız dokunarak uçalım
İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın
Yaşam onun için, bir hastanın yorgun gözlerini acıtan güçlü beyaz bir ışık gibiydi. Her bilinçli anında yaşam yakıcı bir parlaklıkla, çevresine ve üzerine alev saçıyordu. Bu dayanılmaz biçimde onu kederlendiriyordu.