O küçük evden işittiklerimi hatırladıkça ürperiyordum. Dert saydıklarım tekmil anlamını yitiriyordu. Kalpteki ağrının terazisi yoktu, kimsenin sızısı kimseninkiyle kıyaslanmazdı, biliyordum. Yeri geldi mi ayrılık ölümden beter oluyordu, yeri geldi mi kalp kırığı kurşun değiliğinden ağır kanamalı. Hiçbiri küçümsenemezdi, bunu da anlıyordum. Ama yine de kendimi kainatın an ahmak, en bencil, en şımarık yaratığı gibi hissetmekten alamıyordum.