Ebubekir (r.a) Efendimize:
“Ya Rasulallah, bana bir dua öğret, namazda onunla dua edeyim” deyince Efendimiz ona şu duayı öğretti:
اَللّـٰهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْماً كَثِيراً، وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ
فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ، وَارْحَمْنِي، إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُور الرَّحِيم
"Allah’ım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız Sensin. Öyleyse tükenmez lütfünle beni bağışla, bana merhamet et. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız Sensin,” de.
(Buhârî, Ezân 149, Daavât 17, Tevhîd 9; Müslim, Zikir 48)
Sahabe efendilerimizle alakalı şöyle bir misale denk geldim ve benzetme çok hoşuma gitti.
"Onlar İslam'ı bir taç gibi başlarında, dünyayı ise ellerinde tutarlardı. Başlarındaki taç hafifçe oynadığında ellerinde ne varsa onu bırakır ve taçlarını düzeltirlerdi"