Cevapsız sorular.... Kaç kitap okuyunca alim, kaç diyar görünce gezgin, kaç hezimetten sonra bezgin olurdu insan? Kaç olunca çok, kaç kalınca az olurdu rakamlar?
Bir insandan daha ne bekleyebiliriz?
Türk dilini ebediyen yaşayacak olan bir avuç şiirle zenginleştirmek iftiraya uğrayan bir tarihi bütün ihtişamı ile diriltmek ve Türk irfanına bir Tanpınar hediye etmek kaç faniye nasip olabilir?
Yahya Kemal, bu kubbede, yani kendi gök kubbemizde ebediyyen yaşayacak olan bir sestir. Kuğunun son şarkısı. Edebiyatımızın has bahçesinde boy atan şâhâne bir gül. Dünün zevkini, yaşadığı çağın insanlarına aşılayabilen bir büyücü. Bakışlarını ezeliye çeviren, bülent servilerin gölgesinde, maziyi, yani mazinin ebedi değerlerini dile getirerek dehrin hayhuyuna kahkahalarla gülen bir rinttir.
Kullandıkları kelimelerle Türkçeye nizam verecek, istikamet verecek olanlar yazarlarımız, düşünce adamlarımızdır. Bu "uydurma dil" konusunda namuslu kalabilenler, bir elin parmakları kadar azdır, herkes şahsiyetinden fedakârlık yapmıştır. ( Yahya Kemâl gibi bir kaç aydını bunun dışında tutuyorum.)
Biz insafı Batı’dan öğrenmek zorunda değiliz. Gerçekten Batılaşmak istiyorsak Avrupa’nın fuhşiyatını taklide değil, kadirşinaslığını istirdade gayret edelim.
Peyami Safa-Nazım kavgası da bu trajikomedi'nin son perdelerinden biri. Nazım, Peyami'ye kıyasla mutlu azınlığın temsilcisidir. Az çok ciddi bir tahsil görmüş, kanlı canlı, yakışıklı bir paşazade. Şımarık, küstah ve bahtiyar. Peyami doğuştan hasta, doğuştan yoksul. Nazım, parlak birkaç manzume yazarak, çevresinin büyük ilgisini fethetmiş. Peyami, büyük zekasına rağmen, kalemiyle kuyu kazmak zorunda. Bir kelimeyle Peyami'nin yeri sol, Nazım'ın sağ. Talihsiz Peyami ile aristokrat Nazım, kısa süren bir dostluktan sonra, birbirlerinin can düşmanı olurlar. Gladyatör döğüşüne bayılan işsiz güçsüz ve davasız çevreler, bu kini körükler. Darbeleri saymakla keyiflenenler, iki büyük zekanın birbirini hırpalayışını sadist bir zevkle takip ederken, düşünce hayatımız onulmaz yaralarından birini daha alır. Mefhumlar biraz daha karanlıklaşır. O dönemin en güçlü nesir üstadıyla en kabiliyetli şairi jurnalci derekesine düşerler. Peyami-Nazım ... lkisi de Türk dilinin eşsiz birer mimarı. Bize düşen, bu iki düşman kardeşi günahlarından sıyırarak anlamak ve muhabbetle bağrımıza basmaktır. Kendi yarattığımız kin, hepimizi yutacak kadar korkunç bir uçurum haline geldi. Bu aydın yamyamlığına bir son verelim.