Şimdi, şu İstanbul'da herhangi bir güzellik, iyilik, sevinç verecek bir olay üstüne böylesine ağız dolusu bir sevinçle gülecek bir kişi var mı?
"Dur Mahmut, sen de onlar gibi oluyorsun."
Var, var, tabii var, olmaz olur mu? İnsanlıktır bu...Kat kattır, en sağlam, en güzel mücevheri en alttadır, soydukça insanlığı, kabuğunu soydukça, bir kat, iki, üç, dört, beş kat, gittikçe aydınlanır insanlık, güzelleşir. Çirkin olan insanlığın en üst kabuğudur. Adam olan hem kendi kabuğunu, hem insanlığın kabuğunu durmadan soymaya çalışır. Soydukça ortalık aydınlanır, soydukça...
"Dur, Mahmut dur."
"Durmam," diye bağırdı, "insanlara söz ettirmem. Olmaz. Bir yerlerde bir şeyler kalmıştır. Durmam, vardır. Parlıyordur. Biz onu göremiyorsak, gücümüz yoktur. O parlak ışığı göremiyorsak, gözümüz içimizin karanlığındadır."
Umutların öldüğüne iyice inandığın bir anda insanlık, binbir yönden açan bir ışık-umut çiçeğiyle birden aydınlanıverir...