Aysel

İlk din, Allah'ın vahdaniyeti esasına müstenid olduğu halde acaba putlara tapınmak fikri ne suretle doğmuştur? Bu mesele hakkında muhtelif düşünüşler vardır. Fakat inceleme neticesinde bunun hepsi bir nokta etrafında toplanır ki, o da Allah hakkında kendi aklile hüküm vermeye kalkışmaktır. Beşer, peygamberin tebligatını kabul etmeyerek Allah'ın zatı ve sıfatları hakkında kendi aklile hüküm vermek istediği gün doğru yoldan çıkmış ve eğri büğrü çıkmazlara girmiş ve orada bocalarken bâtıl itikadlar ve hurafeler meydan almıştır. Çünkü Allah'ı aramak ve O'na kavuşmaya çalışmak insanda fitrî ve tabii bir meyldir. Allah'ı ve O'na giden doğru yolu kaybedenler mutlak surette bir Allah tasavvur edecek ve O'na giden bir yol arayacaktır. Çayın cereyan gayesi, aslı olan denize ermek ve oraya akmaktır. Aslına kavuşmak için esas yatağını ve doğru yolunu kaybeden bir su nasıl bocalayıp durur ve bu suretle ya bir bataklıkta irkilip tefessuh eder veyahut şuraya buraya dağılarak saf bir halde aslına kavuşamazsa hakikî din yolunu kaybeden insan da böyledir. O da bir kısım çok zikzaklar yapmaya mecburdur. Neticede ya hakikate kavuşur yahud hayaller peşinde taklitler yaparak ölür gider.
Sayfa 272·Kitabı okudu
Din
Aysel
Size bir sorum olacaktı bu konuyla alakalı benim gittiğim bir kursta psikolojide gerçeği bulmak için öze yaklaşmak gerektiğini bunda da din kitaplarına başvurulmalı deniliyor yanlış anlamamıssam 🙈 burda da insanın Allah’ı akli ile araması hakkında yorumda bulunulmuş Kuran bize akıl etmez misiniz düşünmez misiniz der sıkça Sorum şu Allah’a yakınlaşma nasıl olmalıdır?
Reklam
Öylemesine
-Hadi hadi acele et oğlum, geç kalıyoruz. Her Cuma vakti bunu yapmazsan olmuyor! Evet, şu yaşıma geldim değişmeyen telaşelerden biri bizim evde Cuma telaşesi. Benim değil de, babamın telaşesi. Bana kalsa Cuma hutbesine yetişsem kafi. Öyle ya, ben modern Müslümanım; ona kalsa sünneti kılmayan gavur gibim bir şey oluyor! Yine geldim köyüme. Bir zamanlar yollarında gezip, bahçelerinde yuvarlandığım köye şimdi boyumca çocuğumla geldim. He, bir de hanım. Hanımı unutmamak lazım; okursa buraları “beni unutmuşsun” diye kızabilir ki, hafazanallah! Cuma namazı buralarda büyük bir meseledir. İslam’da anlatılan Cuma namazının faziletleri, hikmetleri burada bir bir yaşanıyor. Hani Cuma cem olmak, toplanmak ya işte bu hikmet buralarda vücut buluyor. Çünkü buralarda evden eve bazen bir kilometre yol olabiliyor. Ancak Cuma namazında cemaat bir araya toplanıyor. Sair günlerde edepli köy halkımız hocamızı asla rahatsız etmezler! Gerçi artık buralarda ezan “merkezi sistem” denen abuk subuk bir mevzuyla oluyor, hoca da pek rahatsız da olmuyor ya, neyse. Merkez sistem de ne demek diye Google’a bakmayın gençler, ben söyleyeyim: “Ezanın taaa şehir merkezinden okunup buralardan seslendirilmesi.” Biz ne biliriz beyim böyle işleri, elbet devletimiz daha iyi bilir! Biraz da Doğu ağzı yapıp, devletimize ters selam çaktıktan sonra mükemmel hikayemize devam edebiliriz. Köye yeni çıktık. İstanbul’dan burası 1000 kilometre. Abartı bin değil ha, gerçekten 1000 kilometre. Yolun meşakkatini anlatmaya hacet yok sanıyorum kilometreyi söyledikten sonra. Hele hele Karadeniz yollarının virajlarının meşakkati, o çılgın ezber şoförlerin cesaretini hiç anlatmıyorum; gerek yok. Ama Cuma namazı meşakkat dinlemez. Hemen hazırlanıp yola düçar olmak gerekiyor. Benim hazırlanmamı babam “salaklanmak” olarak anlatırdı
İnsan ve Duygular
Aysel
Yazınızı beğendim emeğinize sağlık. Merkezi ezan kısmına bende düşündüm eskiden pay edilmesini hatırladım ufak tebessümler ettiğim güzel bir hikaye olmuş elinize sağlık.