“Sana bu kadar acı çektirenleri bağışla” diyor.
Elimi çekip kurtarıyorum avucundan ve bir sıçrayışta istemeden kendimi hücrenin ortasında buluyorum.
-Hayır, benden bunu istemeyin. Asla kimseyi bağışlayamam.
Hem size bir şey söyleyebilir miyim muhterem peder? Her gün, her gece, her saat, her dakika vaktimi, ne zaman, nasıl, ne yoldan beni buraya gönderenlerin öldürebileceğimi düşünmekle geçiriyorum.
-Söylüyor ve söylediklerine inanıyorum yavrum.
Gençsin, çok gençsin.
Yaşlandıkça cezalandırmaktan ve intikam almaktan vazgeçeceksin.
Güzel bir manzara için bir günlük itiyadımı değiştirmek, bir gecelik rahatımı feda etmek, bana kaybedilmiş bir alışveriş gibi gelirken, bir kuru selamın arkasından basını alıp giden Yusuf´u ve onun, içinde kim bilir ne dünyalar yasayan, saçsız basını düşünüyordum.
Dört elle sarildigimiz birçok kıymetlerin; uğrunda, sahici bir insan gibi kalbimiz ve kafamızla yasamayı feda ettiğimiz binlerce sözde mühim şeylerin ne kadar kolay fırlatılıp atılabileceğini bana öğreten Yusuf! Benden de sana selam olsun...