Birden nasıl bu hale geldiğim sorusu takıldı aklıma. Yoksa Mehmetin söylediği gibi kıza aşık mı olmuştum? Yok, yok; durum bu değildi, böyle duygular uyanamazdı benim içimde. Aşkın tehlikelerini bilerek kendini ebediyen bu duyguya kapatan ben diğil miydim? Karasevda, gözleri bağlı olarak bir uçurumun kıyısında yürümek değil miydi? Birine sevdalanmak, donmuş bir gölde, nerede ve ne zaman kırılacağını bilmene imkan olmayan ince buzlar üzerinde yürümek anlamına gelmiyor muydu?
Mehmetin başına gelenler bana unutamayacağım bir hayat dersi vermemiş miydi? Belki de sadace hazla ilgiliydi bu durum. Bedensel bir zevkti, ruhla ilgili yönü yoktu. Zaten olamazdı da.
Güneş derimi yakıyor. Hava göğsümü okşuyor. Su bacaklarlmı yalıyor. Hayırsız adalar, Bozburun, dağdaki duman, yelkenli, ay, kayalar, yeşil, çocuk çamlar etrafımı sarmış. Bu manasızlığın ortasında önce herkesi, sonra da sevgilim,bilhassa seni düşünüyorum. Onlarsız, sensiz hiçbir şeyin masakı yok. Aşığım da onun için.
Dostluk, kibarlık, samimiyyet, iyilik maskelerinin sakladığı zehirli tırnakların ne onarılmaz yaralar açtığı, sanki tüylerim, sanki derim, vücudumda tayin edemediğim bir yer duruyor; ben istemeden vardığım bir müdafaa sistemini-aklıma sürünürcesine-kendiliğinden alıveriyor.
Ne kadar uzun konuşursan o kadar sıkıcı olursun. Bu insan doğasında olan bir şey. Srn konuşmaya başlarken ilgi yüksek seviyededir ama sen konuyu uzattıkça bütün ilgiyi dağıtırsın. O yüzden hazırlık aşamasında konuşmanı tasarlarken olabildiğince kısalt.
Eğer kitleye konuşuyorsan konuşmanı kısa tutup, soru cevap kısmını daha aktif kullanabilirsin.