“Benim içimde yeni bir heves var canlarım. Kendim olma hevesi bir ömür süresine tahsis edilenden daha fazla şeye sahip olma hevesi. Ancak kendi canım istediği zaman ölmek konusunda kesinlikle kararlıyım.”
“Ben ölümden korkmuyorum. Ona kızıyorum. Her şeyin sonunda ölmesi gerek herhalde. Ben de buna istisna değilim. Ama bana fikrim sorulsun istiyorum. Anlıyor musunuz ne demek istediğimi? Ölüm sabırsız ve düşüncesiz davranıyor. Siz bir işin orta yerindeyken odanıza dalıyor, girerken çizmelerini kapıdaki paspası silme zahmetine bile katlanmıyor.”
“Kadınların değerini azaltmak için erkekler önce ay dedenin değerini azaltmak zorunda kaldılar. İnsanlarla ağaçların, hayvanların, suların arasına bir engel sokmak zorunda kaldılar. Çünkü ağaçlar, hayvanlar ve sular, güneşe oldukları kadar aya da sadıktırlar. Sonra, düşünceyle duygunun arasına da duvar çekmek zorundaydılar. Dibine oturup günün kazancını saydıkları kandil ışığıyla, bizim Pan’ın yürekten bağlı olduğu karanlık arasına da. Başlangıçta engel olarak Apollo’yu kullanmaya kalktılar. Apollo’nun soyut mantığı gerçekten de güçlü bir engel oluşturdu. Ama Apollo‘nun sanatçı yanı hala kadınlara karşı bir sevgiyi saklıyordu içinde. Pan’ın şehveti gibi apaçık, uluorta bir sevgi değil; ama amaçları ataerkil ihtirası alttan alta çökerten kontrollü bir istek. İsa ortaya çıkınca… tabii İsa hiçbir dişiyle yatmazdı… ne iki ayaklısıyla, ne de dört ayaklısıyla. İsa hiçbir müzik aleti çalmazdı, şiir okumazdı, ay ışığında yan gelip keyiflenmezdi… çok uygun bir engelde bu İsa. Hristiyanlık denen şey, rahibeleri hizmetçi kıza, kraliçeleri cariyeye, tanrıçaları da esin perisine döndürmeye yarayan bir düzendir.”