“İnsan kendini ölüme programlar. Daha ilk soluğumuzu alırken, son soluğu beklemesini öğretirler bize. Eğer insanı başka şey öldürmezse, bu telkin yeter öldürmeye. Bir gün istatistiklere bak da, anne ve babalarının öldüğü yaşta ölen ne kadar çok insan var, gör. Kendilerine model olarak anneyi mi, babayı mı alıyorlar, ona göre değişiyor; Elvis Presley yalnız annesinin öldüğü yaşta ölmekle kalmadı, yılın aynı gününde öldü üstelik. Vücut, zihnin uşağıdır. Eğer vücudumuza durmadan, yetmiş ikiye vardığımızda nalları dikeceğimizi söylersek, yetmiş ikiye varınca gerçekten dikeriz nalları.”
“Solumaları derin, düzgün ve düzenliydi. Vücutlarına hava soktukları zaman, mümkün olduğu kadar çok enerji ve canlılık aldıklarını gözlerinde canlandırıyorlardı. Hava verdiklerinde de, içlerindeki tüm bayatlığı ve yavanlığı dışarıya verdiklerini düşünüyorlardı.”
“Gülümsemesi sanki taştan yontma bir muammaydı, gizli tellerle bir kahramanlık sinirine bağlanmış da, klasik heykellerin yüzünü süslüyormuş gibi bir havası vardı. Üzerinde esrarengiz bir hava ve çok ilginç yaralar vardı.”