Yani bütün bulgular, dünya çapında bir besin kıtlığının olmadığını, kaynakların artmış olduğunu ve örneğin tahıl gibi birçok mahsulün bol olduğunu göstermektedir. Buna istinaden sorulması gereken ise neden bolluğun olduğu bir dünyada açlık hala sürüyor sorusudur.
İronik bir şekilde, bilimsel devrim ve bilimin yeni besin maddeleri üretmek için kullanılmasıyla birlikte, yoksulların beslenme biçimlerinin, ,y,leşeceği yerde daha da kötüye gittiği olmuştur.
19. yüzyılın ortalarından itibaren iç nakliyat kapasitesi, gıdaları dağıtım merkezlerine ve pazarlara, güvenilir, esnek ve hızlı bir şekilde ulaşmasını mümkün kılan demiryoluyla da artırılmıştır. Aynı zamanda Kuzey Denizi'nde ve Atlantik'te avlanan balıkların hızlı bir şekilde nakledilmesi de mümkün hale gelmiştir. İngiltere örneğinde, bunun, çalışan sınıfın en popüler yemeği olan "fish and chips"i ortaya çıkardığı söylenmiştir.
Yazarlar avlanmayla yakından ilişkili olarak gördükleri fizyolojik ve toplumsal adaptasyonları şu şekilde sıralamışlardır: büyük bir beynin geliştirilmesi, üretimi ve kullanımı için yüksek seviyede yeteneklerin gerekli olduğu alet ve silahların kullanımı, kadınların çocuk yetiştirmeye ve toplayıcılığa yoğunlaştığı erkeklerinse et bulmak için avcılık yaptıkları cinsiyete göre iş bölümü ve erkeklerle avlanma faaliyetlerini başarılı kılacak karmaşık bir iletişim ve iş birliğinin geliştirilmesi. Bu listeden hareketle şu açık ki, avlanma ile ilgili bu görüş, bu durumu çeşitli aletlerin yapımı, patriarkal aile ve çeşitli karmaşık iletişim biçimlerinin (örneğin dil) ortaya çıkması gibi insani özelliklerin kökleri olarak görmektedir.