Vatan için HAİN olmak ! Selim Erdoğan'ın okuduğum ilk kitabı ve beni o kadar çok etkiledi ki! İlk sayfalarından itibaren sinirlenip kızdığım Ahmet Muhtar Paşa son sayfalara doğru içime bir acı sızı bıraktı romanda.
AHMET MUHTAR KİMDİR? 1839 Bursa'da doğmuş olup üst düzey askeri mevkilere gelmiş , valilik ve sadrazamlık yapmıştır. 93 Harbinde önemli başarılar sağlamış, Girit isyanını bastırmıştır. Balkan tehlikesi nedeniyle Trablusgarp savaşını Uşi Ant. İle sona erdirmiş ama Balkan savaşında istediği başarıyı sağlayamadığı için istifa etmek durumunda kalmıştır.
Kitapta ise Mustafa Kemal Paşa'nın isteği üzerine muhpirlik yapmayı ve vatan uğruna yaşayan bir ölü olmayı kabul etmiştir. Roman Ahmet Muhtar'ın fedakarlığını konu almaktadır. İstanbul ve Anadolu'nun dönemin şartlarında ne gibi bir süreç yaşadığını sosyal yapısını o kadar güzel yansıtıyor ki yazar. Mustafa Kemal Paşa'nın halkına inancı halkın O'na inancı Anadolu'daki direniş, herbiri o kadar güzel yansıtılmış ki kesinlikle sosyal tarih açısından okunması gereken bir roman.
domingo’dan çıkan önceki kitaplarını okuduğumda en en sevdiğim yazarlardan biri olmuştu mary lawson. hatta bir gün ismini sayıklayarak uyanmışlığım bile var :)
sonbaharın sonu’nun çıkacağını duyunca o kadar sevindim ki alınca bir süre okumayı erteledim kıyamayıp.
lawson’u neden bu kadar sevdiğimi tam açıklayamıyorum, sanırım bazı hislerimiz çok benzer ve o dingin tarzı beni çok alıyor. kanada’nın kuzeyine olan sevgi ve özlemi, o aitlik hissi metinlerinde çok kıvamında hissettiriyor kendini, ne eksik ne fazla. sonra doğanın tamamlayıcılığı, coğrafyanın karakterler üzerindeki etkisi.. her şeyiyle tam tamına geliyor bana.
türkçe’ye çevrilen bu son kitabını ise az önce bitirdim ve yine o dingin hisle doluyum. yine de bir sıralama yapacak olsam en altta bu kitabı olurdu sanırım. belki konunun işlenişiyle belki de tam olarak konunun kendisiyle alakalı. aklımda karakterlerle alakalı çok soru kaldığından tamamlanmamış bir şeyler var hissim de oldu.
SPOILER !
örneğin liam neden annesi tarafından bir türlü tam benimsenmedi? liam’ın sevememe/uyum sağlayamama sorunuyla mı alakalıydı? yoksa yumurta mı tavuktan çıkmıştı?
rose neden evden kaçtı? vb.
SPOILER
mary lawson’la daha önce tanıştıysanız bu kitabını da severek okuyacağınıza eminim ama yazarla ilk kez tanışıyorsanız bu kitabıyla başlamamanızı tavsiye ederim.
çevirisi ve baskı öncesi hazırlıkları tertemiz, herkesin eline sağlık.
Kalpleri fetheden, dünyanın acımasızlığına ya da adalet anlayışına lanet ettiren ama sonunda derin bir nefes alıp “Su akar yolunu bulur.” diyeceğiniz harika bir kitaptı. Cinayet romanlarında genelde yan karakterler ihmal edilir, bu kitaptaki yan karakterler öyle iyi tasarlanmış ki hepsini tanıyormuşum gibi hissettim. Dişlerimi sıktığım, düzelsin istediğim, neredeyse karakterler için dua ettiğim anlar oldu. Bol aksiyonlu, acar dedektifleri olan bir kitap değil bu; belki de onu bu kadar özel yapan şey gerçekleşme ihtimalinin büyüsü. Sizin başınıza gelmeyeceğini kim bilebilir?
Dört çocukluk arkadaşı, her birinin geleceğe dair güzel planları var. Ama bir kaza ile her şey değişir. Aradan geçen 30 yıla rağmen en yakın dostunu demir parmaklıklar ardına gönderen ifadeyi vermenin ağırlığı ile onu ve şimdi bir yetişkin olmuş eski sevgili Star’ı korumaya kendini adamış bir adam, annesinin travmatik gençliği dolayısıyla yapamadığı anneliği sırtlanmış ve kardeşine göz kulak olma çabasında kendi deyimiyle “kanun kaçağı” bir genç kız Duchess.
15 yaşında girdiği hapishaneden çıkan Vincent'ın kasabaya geri dönmesiyle felaketler peşi sıra gelir. Yıllar sırları, alınması gereken intikam ve aile bağları...
“Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.” cümlesinin altını dolduran bir roman bu. Katil belli ama olaylar nasıl gelişecek diye okurken, hiç aklımın ucundan bile geçmeyen bir sonla bitmesi efsaneydi.
Goodreads puanı : 4.18️
Çok sevdiğim bir alıntıyı da eklemek istiyorum.
“Okyanus sonsuz ama ben onun da sonunu görebiliyorum. Dünyayı görüyorum, bombesi yarına işaret ediyor ama dönmüyor. Gökyüzünü tutan bulutları, çölde bir günbatımını ve metallerin üzerinde yükselen güneşi görüyorum. Çok geçmeden, karanlığım; ve yıldızlarım; ve onların aylarıyım. Dünya bir hiç, o kadar küçük ki parmağımı