Pazar günü Mustafa erkenden kayığın başına gitti, her şeyi hazırladı. Kız gelecek miydi, gelmeyecek miydi, gelecek miydi, gelmeyecek miydi. Çaktırmamaya çalışarak yokuşun başına bakıyordu sürekli. Çok geçmeden kızın o kayar gibi edalı yürüyüşüyle toprak yoldan aşağı inmekte olduğunu gördü. Eli ayağına dolaştı. Denize açıldıktan sonra hep balıktan, oltadan, rüzgardan konuştular. Mustafa bir türlü tehlikeli alana yanaşamadı. Ama dönüş yolunda, belki de bu son fırsatım diyerek cesaretini topladı, dün geceden beri kafasında evirip çevirdiği soruyu sorabildi. Kamburlarını çıkararak zıplayan yunus sürüsünü gösterip, ''Acaba bunların dişisi erkeği koca deryada nasıl birbirini bulur, nasıl eş olur?'' deyiverdi.
''Onlarda da sevdalanma var mıdır?''
Aniden dikkat kesilen kız, ''Bilmem'' dedi ve sustu. Delikanlı da sustu. Bir süre böyle geçti. Sonra ''Bence öyle'' dedi Mustafa, ''bizim gibi onlar da sevdalanıyor. Yani bana göre öyle...bana...öyle geliyor, ne bileyim...''
Sonra birden ayağa kalktı, kayığı sallayarak ''Ya Mesude kusura bakma ben sana sevdalandım'' deyiverdi ve kendini denize fırlattı. Mesude gülümsedi.