Bilir misiniz? Maişet-geçinme- zarureti ile yapılan fedakarlıklar kadar güç, güç ve ağır şey yoktur. 12 yaşımdan beri bu mecburiyetten hür kalabileceğim günü arıyorum. Şimdi bana Çanakkale’nin hayali bile munis-sevimli- geliyor. Keşke orada kalsaydım... mesela bir Queenn Elizabet zırhlısını göz önüne getiriniz, dumanlar savrularak, simsiyah gövdesi ile Arııburnu önünde duruyor. Biz onu görüyoruz bir dakika, bir saniye, bir salise geçmeden onun üstümüze bir mermi daha savuracağını biliyoruz, tıkanmış nefeslerimizle bekliyoruz. Büyük topların ağzında iptida-ilkin- küçük bir alev ve duman yığını görünüyor, sonra yeri göğü sarsan bir ses, bir şehrin yıkılmasına benzeyen müthiş bir gümbürtü kopuyor, yüz adım ilerimizde, vatandaşlarımızın kollarının , bacaklarının , kafalarının havada uçuştuğunu görüyoruz. Haşyet-korku. Bu mermi bizim üstümüzde de patlayabilirdi. Sonra düşünüyoruz: vücutları hevayi nesimede-havada tuzla buz olan insanların arasında bizim yarım saat evvel görüştüğümüz, elini sıktığımız arkadaşlar var, onlara bir damla gözyaşı dökmeye vakit kalmadan arkamızda bir mermi daha patlıyor!
Büyük hastalıklarda bir gece yarısı uyanışı vardır ki insan bir şey ama çok muhtaç olduğunu anlar, fakat bu şeyin ne olduğunu bir türlü bulamaz, dil damağa yapışır, boğaz kurur, göğüs yanar, şakaklar sıkılır, baş ağırlaşır, kalp çarpa