Görünmenin bir salgına dönüştüğü bu zamanlarda, kendi kuytusunda sessizce var olanlara hayranım. Kendini kanıtlama endişesinden azat olmak, o gürültülü eşikleri çoktan aşmış olmak ne büyük, ne dingin bir asalet.
Edebiyat
Hadi, durma, azat et beni Bitir artık bu sessizliği Çekip al bu, bu bitmişliği üstümden Ne bi' eksik ne bi' fazla gibi Ne bi' galip ne bi' mağlup gibi Gelip al yarım kalan hissini üstümden Üstümden "Evim ol" dedin bana O ilk gece üşümüş sesinle Şimdi üşürsen sana evini yakmak kolay "Alışırsın, alışırsın, bu durumla barışırsın" demeler uzaklardan kolay
Reklam
Gözlemci Mütercimin Trajedisi: Dijital Gözetim Çağında Epistemolojik Sabotaj ve Entelektüel Direnişin Sınırları İstasyonun Yıkılışı ve Zamanlamanın Trajedisi Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, insanlığın dijitalleşme hikayesi artık bir özgürleşme anlatısı olmaktan çıkmış, mutlak bir kuşatılmışlık realitesine evrilmiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, teknolojik gelişmelerin masum birer ilerleme hamlesi olmadığını, aksine küresel sermaye ve devlet aygıtlarının eliyle yürütülen monolitik bir egemenlik inşası olduğunu göstermektedir. Bu sürecin kırılma noktalarını geriye dönük bir okumayla incelediğimizde, entelektüel zihnin en büyük zaafı olan "post-facto" (olgu sonrası) analiz tuzağıyla karşılaşırız. Tarihsel kronolojiye bakıldığında, kırılmanın kökleri iki binli yılların başına kadar uzanır. İki bin dört yılında Silikon Vadisi’nde küçük sermayelerle temeli atılan platformlar, bugün küresel siyaseti manipüle eden, başkan yardımcılıklarını dizayn eden ve devletlerin kılcal damarlarına sızan birer devasa veri imparatorluğuna dönüşmüştür. Trenin çoktan kalktığı, istasyonun yıkıldığı ve rayların doğrudan egemen yapıların merkezine bağlandığı bu post-facto gerçeklikte, entelektüel ancak bir tarihçi gibi geriye bakarak trajediye not düşebilmektedir. Eğer iki bin dört yılında bu analiz yapılıp kurumsal nüfuz sınırlandırılsaydı, bugün algoritmik determinizm altında ezilen bir toplum yerine, veri egemenliğini elinde tutan bir öznellikten bahsedebilirdik. Fakat bugün, geçmişin ihmaliyle şekillenen bir algoritmik kuşatmanın tam ortasındayız. I. Sistemin Monolitik İllüzyonu ve Fiyatlandırılmış Muhalefet Günümüz gözetim kapitalizmi, muhalif söylemi doğrudan yasaklamak yerine onu emme ve kendi lehine dönüştürme kapasitesine sahiptir. "Sistem, muhalif
Felsefe
Ey Er-Rahman olan Allahım,
Sonsuz merhametinin gölgesine sığındık, kapına geldik. Bizler, ömrün hazan vaktinde yaprak döken, Dünyanın fani rüzgarlarında savrulmaktan yorulmuş kulların. Kendi hiçliğimizi nihayet idrak edip, Senin sonsuz varlığına sarıldık. İçimizde bunca insanın, bunca kalabalığın arasında büyüyen, Kimselere anlatamadığımız o dipsiz yalnızlığı bir tek Sen biliyorsun. Gönlümüze dolan masivayı, dünya kirini ve ağırlığını rahmetinle yıka. Ruhumuzu daraltan bu karanlık kafesten, bizi muhabbetinin enginliğine azat eyle. Kelimelerin bittiği, dermanın tükendiği o yerdeyiz. Kırık dökük kalplerimizle bir araya geldiğimiz bu Sesli Terapi yolculuğunda, Sükutumuzun içindeki o sessiz feryadı duyan yalnız Sensin. Bizleri nefsimizin eline, dünyalık dertlerin dipsiz girdabına terk etme. Nereye baksak Senin rahmetinin tecellisi, Nereye dönsek Senin birliğinin, hakiki tevhidinin nuru var. Bizleri yolda bırakma, kalbimizdeki o kanayan yaraları şefkatinle sar. Bize sadece rızanı, bize sadece o bitmez tükenmez rahmetini lütfeyle. Amin.
Din
'Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerîke leh, lehu'l mülkü ve lehu'l hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.' kim sabah ve akşam on defa veya bir günde yüz defa bunu söylerse On köle azat etmiş gibi olur, Yüz sevap yazılır, Yüz günahı silinir, Gün boyu şeytandan korunur.” Buhâri
Din İslam
istidâ.
"Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde Beni yalnız sen mahkûm eyle sen azat Ve yalnız sen canımı iste benden ki Nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim." çok sevdiğim methiye'nin de çıkışıdır :) open.spotify.com/track/4EjmReEAO... "yağmur çün ne zaman yağsa bedri rahmi fısıldarım.”*
Şiir
Reklam
Reklam