“Kur'an-ı Kerim, Allah'a inanmayı, O'nun iradesine itaat etmeyi, iyilik ve hayırhahlığı, içkiden kaçınmayı, toleransı, din uğrunda ölenlere hususi bir hürmet beslemeyi emreder. Kur'an'ın emirleri yalnız dinî ve ahlâki vazifelere münhasır değildir... Kur'an-ı Kerim, en sarih surette ebedi olan, doğmayan, doğurmayan, bir şerik ve nazîri olmayan, her şeyi yaratan, Rahman ve Rahîm olan, kendisine bağlananları himaye eden, fenalık edip pişman olanları affeden, kıyamet gününün sahibi olan, herkesi ameline göre muhakeme eden ve emrine uyanları taltif eden, imdat eden ve ebediyet bahşeden, kötülere ceza veren Allah'ın varlığını öğretir. KUR'AN, fısk ve fücuru, her türlü ifratı, riyayı, hisseti (hasisliği), tekebbürü (gurur ve kibirli), bühtan ve iftirayı, hasedi, dünya iptilâları uğrunda hasirane koşmayı yasaklar. Sadakayı, ebeveyni sevmeyi, Allah'a şükretmeyi, ahde vefayı, sıdk-ı ihlâsı, yetimlere şefkati, fark gözetmeksizin adaleti, iffeti, hayâyı, sabrı, tahammülü; hayırhahlığı, kölelerin azat edilmesini, fenalığa karşı iyiliği, fazileti, affı, mükäfat beklemeksizin ve münhasıran Allah rızası için yapılmasını emreder. Bu itibarla Kur'an yalnız bir mecelle-i diniye (dinî kanun) değil, bir kanun-u medeni (medenî kanun)dur.” John Davenport
Sayfa 191 - Nur yayınları Özden matbaa 1975 Baskı (Kitaptır; PDF değil.)·Kitabı okuyor
Alıntı
Sabahleyin evinden çıkan kimse, hakikatte kendini satmıştır. Ancak bu, onu azat eden ve kurtaran bir satış olabileceği gibi, helak eden bir satış da olabilir. Müslümanın satışı, onu kurtaran bir satıştır. Kâfir ise kendisini helake götüren bir işe gitmektedir. Çünkü o, gününe Allah'a isyanla başlar. Gününe yeme ve içmeyle başlasa bile kıyamet günü bu yüzden cezalandırılacaktır. Kafir, ağzına götürdüğü her lokmadan, içtiği her damla sudan ve giydiği her elbiseden dolayı kıyamet günü ceza görecektir. Bunun delili şu âyettir: "De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle de kıyamet gününde müminlerindir." (el-A'râf 7/32) Yani nimetler dünya hayatında sadece müminlerindir; başkasının değil. Kıyamet gününde bu nimetler, hiçbir külfeti ve meşakkati olmaksızın onların olacaktır. Bu âyetin mefhumu muhalifinden; bu nimetlerin mü'minlerden başkasına haram olduğu, kıyamet günü onlardan başkasına nimetin verilmeyeceği ve o günde bunlardan dolayı ceza görecekleri anlaşılmaktadır. Bu âyet, Mekke' de inen âyetlerdendir. Yüce Allah, en son indirdiği âyetlerden birinde de şöyle buyurmuştur: "İman eden ve salih amel işleyenlere tattıklarından dolayı günah yoktur." (el-Mâide 5/93) Bu âyetten, aynı zamanda, iman etmeyenlerin tattıkları her nimetten dolayı günah kazanacağı da anlaşılır. İşte, kafir sabahtan itibaren -Allah korusun- helak edecek şeyler uğruna kendini ortaya koyup satar. Mü'min ise cehennemden azat edecek ve kurtaracak şeyler uğruna kendini ortaya koyar. Allah'tan beni ve sizi bu kimselerden eylemesini dileriz.
Sayfa 150 - 1. Cilt·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Müstakbel kötülüklerden habersiz olmak ve geçmiş kötülükleri unutabilmek tabiatın bize merhametinin göstergesidir. Böylelikle sayılı ve korkunç günlerimizi sindirebiliriz, azat edilen duyularımız yakıcı hatıralarla deşilmez ve kederlerimiz tekrar tekrar dürtülüp açık yaralar olarak kalmaz.
Kölenin burnundaki demir halka azat olduğunda çıkartılsa bile deliklerin izleri ölene dek görünmeye devam edecektir.
Sayfa 11 - Ketebe
"Seni azat ediyorum." "Azat edilmeyi istedim mi hiç?" "Kelimelerinle hayır, asla." "Neyle peki?" "Farklı bir kişilikle, değişik bir ruhla, farklı yaşam tarzınla, başka bir umudun peşinde oluşunla. Sana olan sevgimi tartıp ona değer ya da paha biçen her şeyle. Yaşadıklarımız olmasa, peşime düşer, kalbimi kazanmaya çalışır mıydın yine de? Hiç sanmıyorum."
“aşkın bütün zahmetinden bizi azat ettiler ve böylece aşk, eğlencelerimiz arasına düştü..”
Alıntı