12 Eylül'de bütün bir ülke cezaevlerine dönüşmüştü birer işkence merkezi diyebiliriz. İnsanlığın bu güne değin hiç tanık olmadıkları çeşitli işkence metotları uygulandı tutuklulara. Diyarbakır zindanlarında uygulanan işkenceler insanlık tarihinin en karanlık sayfalarına yazılmıştır. Kenan paşa ve arkadaşları sözde "anarşist ortamına son vermek ve memleketi huzura erdirmek için" yönetime el koyduğunda cezaevleri birer işkence merkezlerine dönüşmüştür. Nazi Almanyası'nın toplama kamplarından farkı kalmamıştır artık cezaevleri, daha önce uygulanmayan işkence yöntemleri tutuklular üzerinde denendi, bu eserde ülkenin aşağılık kompleksi ve sistematik işkenceler ele alınmıştır. Hani tutuklulardan biri diyor ya "Kimliğimizi bırakın, kişiliğimizi yok ettiniz."
Ama oradaki vahşeti anlatmaya kelimeler yetmez.
Velhasıl Diyarbakır zindanlarında uygulanan işkencelerden dolayı tutukluların; hayattan, doğadan, toplumdan koparılıp kimliksiz bir yaşamın kalıpları içine hapsedip,
" Ölmüyorsun, ama yaşamıyorsun da, yani yaşamadan yaşlanıyorsun."
Kenan Evren öldü ama hâlâ onun temsil ettiği siyasal anlayış devam etmektedir.
DİPNOT: Yılların ezberletilmiş nefretinden uzaklaşarak okunması gereken bir kitap.
Eğer insanlık idealine ilerleyici yaklaşım olanaklıysa, kaçınılmaz olarak yer alacaktır bu eser kütüphanenizde. Gerçekten de tüm yok edici güçlerin en sonunda saklayıcı güçlere boyun eğmeleri ve bütünün gelişimi için okunması gereken bir araştırma-inceleme eseri. Diplomasi, mimari, kültürel ve inançsal boyutlardan inceliyor, yani farklı bakış açısıyla . Daha çok akademik özelliği olmakla birlikte otodidakt kişilere de tavsiye edilir...
Eser aynı zamanda bir çok kaynaktan yararlanmış...
İyi okumalar
Roman değil... Çünkü kurgu değil. Anı, belge, anlatı karışımı kitap diye tanımlıyor Nihat Behram.
"herkes ne zaman ölür
elbet gülünün solduğu akşam."
turgut uyar
İnsanı düşünmeye ve sorgulamaya sevk eden distopya başyapıtlarından...
Düşünen insanın tehlikeli sayıldığı, zevk odaklı, her şeyin önceden hesapladığı bir dünya..Sanatın paket olarak sunulduğu, genetik tasarımlı bebeklerimizle bize hiç de uzak olmayan bir gelecek anlatılmış.
Blimkurgusal bir dille denetim toplumunu ve ayrıcalıklı yaşamı en iyi anlatan kitaplardan biridir . Özellikle toplumda kendinzi nereye koyduğunuzu sorgulatır size. ve sorgulamanın da ne kadar önemli olduğunu. belki de zaten hepimiz sadece bize verilen görevleri yerine getiriyoruzdu
Tekdüze bir hayat dizayn etmek üzerine kurulmuş, sanat felsefe edebiyat bilime de yer yok. Her şey mutluluk üzerine kurulmuş. Mutlu olmak için bir miktar soma yeter. Endişelenmek, üzülmek, kaygı duymak yok. Önceden belirlenmiş bir hayatın var zaten sen doğmadan hangi mesleği yapacağın seçilmiştir. Aile kavramı yok. Cinsellik serbest, Tek eşlilik mi o da ne serbest... Kara dörtlemeden üçü bitti sadece BİZ kaldı. Okuduklarımın arasında en güzeli bence
ütopya ve distopya seveler için muazzam bir eser
""Günümüzde artık bütün dünyada egemenliğini kurmuş olan neoliberal kapitalizmin yandaşlarına göre, yoksulların içinde bulundukları sefaletten kurtulmaları için zenginlerin daha zengin olması,daha az vergi vermesi gerekir çünkü bu durum hepimizin çıkarınadır. Ne var ki genelde kabul gören bu yaklaşım gündelik deneyimlerimizle, bol miktardaki araştırma sonuçlarıyla, aslında mantıkla hiçbir şekilde uyuşmuyor. Somut kanıtlar ile popüler inanışlar arasındaki bu tuhaf uyumsuzluk üzerine biraz durup düşününce akla şu soru geliyor ; Aksine onca kanıt ve olguya rağmen bu görüşler nasıl oluyor da bu kadar yaygın ve dirençli kalabiliyor?""