Bir varmış bir yokmuş...
Zamanın tam olarak nerede kırıldığı bilinmeyen, masalların bile artık tam anlatılmadığı bir ülke varmış.
Bu ülkede ormanlar sadece ağaçlardan oluşmazmış.
Gölgelerden, fısıltılardan, yarım bırakılmış uyarılardan da oluşurmuş.
Ve anneler, kızlarına her sabah aynı korkuyu miras bırakırmış;
sanki sabah ışığı bile tek başına yeterince güvenli değilmiş gibi.
“Yabancılarla konuşma.”
Ama yabancı kimmiş, kimse tam tarif etmezmiş.
“Karanlıkta yürüme.”
Sanki karanlık sadece geceye aitmiş gibi.
“Ormana tek başına girme.”
Ama bazı ormanların şehirlerin içinde büyüdüğünü kimse söylemezmiş.
Kızlar büyürken sadece yürümeyi değil, dikkatli olmayı öğrenirmiş.
Sadece konuşmayı değil, susmayı da.
Ve en çok da “normal olanın içinde gizlenen tehlikeyi” hissetmeyi…
Çünkü bu ülkede kurtlar hep masallarda anlatılırmış.
Gerçekteyse isimleri hiç söylenmezmiş.
Sadece hissedilirmiş.
Bazen bir bakışta.
Bazen çok tanıdık bir sesin tonunda.