• Söylenmemesi Gerekenin Şiiri

    Reddini doldurursa avucuma kan gibi,
    Kırmızı bir çığlıkla yırtılır dudaklarım:

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Kırılsa da baharı bekleyen pencereler
    Akrebin gözlerinden geçse de dehlizlerim
    Eski bir mezarlığa gömülmeden izlerim

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Simsiyah bulutların arasından ansızın
    Çatlayan yüreğime koydu susuzluğunu
    Ver Allah’ım, bana Ver O’nun sonsuzluğunu...
    Hüzünlü bakışları şafağımda tebessüm,
    Gündüzümde ışığı, gecemde hilâli var.
    Evimin tenhâsında büyüyen melâli var.
    Kum fırtınasında mı, selde mi yürüyorum?

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Gemilerde aradım yüzünün görkemini
    Martılarla yoruldum, tayfalarla vuruldum
    Kalbimi morga koydum bir liman köşesinde
    Nefesini aradım dalgaların sesinde
    Tutundum hayatımın çürüyen yıllarına
    Bakıp bakıp ağladım boş kalan yollarına
    Beni anlamaz diye kabuslar görüyorum,

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Ciğerimde bir köz gibi taşıdım yokluğunu,
    Ver Allah’ım, bana ver, suya küskün kuğunu...
    Mor lekeler bıraktı solgun yanaklarıma
    Kartal kanı bulaştı rüyâlarıma bile
    Fırtınalar diner mi ulaşmadan sahile?..
    Hayâlin bozkırında kurtkapanıydı ömrüm
    Nasıl da bir başıma kopardım dikenleri
    Nasıl da acımasız köprülerde yürüdüm
    Uzaktan gülümseyip deniz fenerlerine
    Sonunda mahkum olup, kapandım ellerine
    Kirpiklerimden sızan hicrânı siliyorum,

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Israrlı denizlerin dibinde volkandır aşk.
    Kesif bir muammâyı öğretir balıklara,
    Balıklar derde düşen âşığı avuturlar,
    Âşık ölünce kuşlar uçmayı unuturlar...
    Güneşle buluşmayı göze alan derinde,
    Yağmur yüklü bir ömür paylaşır göklerinde...
    Eleğimsağma renkler düşürünce şehrâyin
    Başlamalı yeniden içimizde bir âyin
    Belki de döndü talih, çözüldü bilmeceler
    Tükenecek siyaha baş koyduğum geceler
    Umarım, kaybettiğim devrânı buluyorum

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Âh, Allah’ım, Gösterme bana soğukluğunu,
    Nicedir bekliyorum, dağlar ardında O’nu!
    Nefesimde rüzgârın gölgesidir dağılan,
    Kanımda gözlerinin hasretidir boğulan...
    Bir zamanlar benzerdik muhabbet kuşlarına
    Dalardım o gizemli, mahmur bakışlarına...
    Gittiği gün sokaklar içinde kaldım, sefil
    Öldü kafeste bülbül; soldu nergis, karanfil.
    Bedevî kahramanlar yurdundan geliyorum

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Melekler en çaresiz ânımda buldu beni
    Gaflet şarâbı içtim, âşikar kıldı beni...
    Baykuşlar dahi mutlu bu habersiz dönüşten,
    Hangi yokuş daha yâr olabilir inişten?
    Doruktaki saraydan koyar mı beni mahrum?

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Bu son yürüyüşümdür, yârına kalmaz umut
    Allah’ım, bir gül gibi O’nu baharımda Tut!
    Esrarlı bir evimiz olsaydı fildişinden,
    Beyaz bir gölge gibi yürüseydim peşinden...
    Desturun var mı diye dururken eşiğinde,
    Bizim olan bir kalbi bulsaydım beşiğinde...
    Bu nehir yine sarhoş akar mıydı ülkemden,
    Bir deprem ortasında sarsılır mıydı beden?
    Korkarım ki dergâhtan, yine kovuluyorum.

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Biliyorum, yalnızlık ekecekler bahçeme.
    Biliyorum,yağmurda yürüyecek kötürüm...
    Biliyorum, mülteci türküler duyacağım,
    Biliyorum, gülerse, O’nunla ben de hürüm...
    Acı hâtırâsından bile kâm alıyorum.

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Unutulan kalplerin tahtında rüyâdır 'aşk'
    Gözlerime bakarsa, görür ki, deryâdır 'aşk'
    Âh, ölüm habercisi beyaz parıltılarım!
    Âh, Azrâil çağıran çizgileri yüzümün!
    Âh, paslanan kılıcın dudağında sönen mum!
    Âh, yolcuyu hüsranla buluşturan uçurum!
    Kim bilir, kelebeğin kanadından bakanı?
    Kim bilir, baldıranda misk-ü amber kokanı?
    Sanki aynı hüzzamla yüz yüze kalıyorum,

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Haddim değil güneşi götürmek Kâinat'a!
    Gökle buluşmamızı çok görür harâmiler
    Anlamazlar ki bin kez gelsem bile hayata,
    Bu can gökte yaşayıp, gökte ölmeyi diler...
    Âh, gönül toprağıma yaprak döken serviler,
    Efkârıyla bir garip derbeder oluyorum,

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Ben Raymalı Ağa’yım, sözümle kırılır yay
    O, bir anda ruhumu altüst eden Begimay
    Lâcivert bir mâcera değildir aradığım
    Şahmaranın kolları sarınca çiçekleri
    Kirâlık duygulardan kefen biçer cüceler
    Baharda yağmur olur yüreğim,
    Güzün sarı yakamozlar içinde,
    Kışın kar tanesidir...
    Derinden baktığında eritir aynaları,
    Sanmayın perdelerin ardından gülüyorum,

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Bana, misket oynamak yakışır hüzünlerle,
    Bana binlerce yılın ıstırâbıdır gelen...
    Bana dönmez yüzünü efsâneler güzeli,
    Hayâl kırıklığıdır avucuma dökülen...
    Sabahın sitemiyle büyürken kaygılarım
    Akşamın dayanılmaz yükünü çekiyorum

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Reddiyle çâresizlik yıkılırsa başıma,
    Nasıl mihmân olurum o gün mezar taşıma?
    Sırlıdır her kapının arkasında inkisâr,
    Boynu bükük kükremez mahkûm olsa da arslan,
    Her iklimde farklıdır yılanın tutkuları.
    Uçan bir eczâ gibi olmamalı intizâr!
    Kızıla boyanırsa yaprakları kaktüsün,
    Yanılgıya dönüşür parlaklığı her süsün.
    Duy sesimi ey yitik hazinem! Ağlıyorum.

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Âh, bir tutunabilsem burçlarına güneşin.
    Sessiz yürüyebilsem zifîrî gecelerde,
    Âh, küçük bir vatanım olsa kalbinde senin,
    Kundağında vuslatı yudumlasak evrenin...
    Bitmeyen bir şarkıya kenetlense gönlümüz,
    Birbirine karışsa ölümümüz, ömrümüz
    İpek avuçlarında uyanmak diliyorum,

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Kırabilsek, sevdâyı çalan oyuncakları...
    Sırtımda hamal gibi taşırım çocukları.
    Neden mahrûm edelim karanlığı ışıktan,
    Neden solsun bir çölün kumlarında şakâyık?
    Al bu zâlim kuşkuyu efsânevî âşıktan!
    Sana tahtım da layık, bil ki, bahtım da layık
    Titrek bir suskunluğun nidâsıydı târihim,
    Senin olsun otağım, varım yoğum, tâlihim...
    Giderken götürdüğün kalbimi arıyorum.

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Susmalı ayrılığın uğursuz puhuları!
    Yıkılmalı hayatı küçümseyen köprüler...
    Dönmeli, sahrâlara sürdüğümüz tebessüm.
    Âh, îdam fermânıyla yargılanan tanyeri...
    Âh, bir gülün içimde kımıldayan elleri...
    Yarama merhem diye hüznünü sarıyorum,

    ‘Söylememeliydim biliyorum!..’


    Kader umudumuzu taşımadan ırağa,
    Yürümeliyiz artık bizim olan durağa...

    Nurullah Genç
  • Tek bir teselli kaldı ki oda ihtimalle sınırlı;
    İnşallah kötü gün dostudur azrail !
  • Seni hayatta bırakmam...!

    Deyipte sözünde tek duran Azrail'dir ...
  • İlahi azrail sen insanı öldürürsün.
  • Fazla zamanım kalmadı biliyorum..
    Beni en çok üzen şey ise sen..
    Biliyormusun..

    Azrail bile yokladı ama sen sormadın halimi..