Ölümü sevmiyordu Kara Abuzerin Sülük Bey, lafını bile sevmiyordu. Ermeni kırımında, Seferberlikte, Kuvayı Milliye karışıklığında çok ölüm görmüştü, çeşitli elvanlı ölümler ki, tatlı uykulardan adam hoplatır bir ölümler... Asılan mı istersin, direğe telefon teliyle sarılıp diri diri yakılan mı? Açlıktan pıt diye düşüp ölen babayiğit hangisi, kendini kendi bitine yedirerekten tükenen derbeder hangisi... Osmanlı kudurup, azıp yedi düvele zorlu savaşlar açıp milleti bir yandan ateş boylarına sürüp kıra dursun, bizim avanak milletimiz de, fırsatı ele geçti sanıp birbirine koyulmadı mı? Hürriyet belâsından bu yana nice nice kargaşalıklarda adam ölmüştür ki, yediden yetmişe, Osmanlı ülkesinin adam ıssızlığına uğramasına çok bir şey kalmamıştır. Pusuya düşen öldü ya, pusuyu kuranın ölmesine ne demeli? Avanaklar öldü böcek gibi ezilerekten diyelim, akıllının gözü görürken tatlı canı kurtaramaması nasıl iş?
Hastanedekilerin büyük çoğunluğu ise haberi duyduklarında üzülmüş gibi yaptılar ama aslında rahat bir soluk aldılar.Azrail, Villete
'e uğramış ama kendilerini almadan gitmişti çünkü.
Alzheimer ölümden daha beter bir hastalıktır. Azrail kapıyı çalmadan önce bu musibet, yıllarca hatta bazen onlarcası yıl kurbanlarını insanlıktan çıkarır ve ailelerine dehşeti yaşatır. Hastaların anıları, düşünce kapasiteleri, tam ve bağımsız yaşamlarını sürdürebilme yetenekleri , sevdiklerini , geçmişlerini, dünyayı ya da kendilerini artık tanımadıkları zihinsel bir uçurumdan korkunç ve acımasız bir biçimde aşağı doğru yuvarlanır.